Hayat güzel

Hemen altta yer alan REKLAM linkini lutfen TIKLAYIN... (Google reklamları)

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Davos'taki zirvede düzenlenen "Gazze" oturumunda İsrail Cumhurbaşkanı Perez ile tartışarak paneli terk etti. Erdoğan, Perez'e "Siz insan öldürmeyi iyi bilirsiniz" diyerek "Bundan böyle benim için Davos bitmiştir. Artık Davos'a gelmem" diyerek salondan ayrıldı. Erdoğan'ın etrafında bu sırada gazeteciler ve güvenlik görevlileri tarafından etten duvar örüldü. Büyük izdihama neden olan olay sonrası Başbakan'ın eşi Emine Erdoğan gözyaşlarına boğuldu.

Davos'ta Türkiye ile İsrail arasında resmen Filistin restleşmesi yaşandı. Erdoğan, İsrail'i çocukları bombalamak ve Hamas'ı demokrasi dışına itmekle suçlayınca İsrail Cumhurbaşkanı Peres, sesini yükseltti.

Peres'in yaklaşık 22 dakika süren konuşması üzerine Erdoğan, ısrarla paneli yöneten gazeteciden söz istedi. Verilmemesi üzerine sinirlenen Erdoğan paneli yöneten gazetecinin elini eliyle iterek ve ısrarla konuşmasına devam etti.

Erdoğan, İsrail'in öldürmeyi çok iyi bildiğini söyleyerek Peres'e yaşlı olduğunu ve sesini yükseltmesini de suçluluk psikolojisinden kaynaklandığını ifade etti.

Konuşması sık sık bölününce iyiden iyiye sinirlenen Erdoğan, Davos benim için bitmiştir diyerek paneli terk etti.

RECEP TAYYİP ERDOĞAN KONUŞMASI

Biz insanı yardım gönderiyoruz, 15 gün kapılarda bekletiliyoruz. Kızılay 15 gün kapıda bekletildi, rica minnet kabul ettirdik.

Çok daha ilginç olanı, şu anda 27 Aralık'tan 4 gün önce görüşme yapıyoruz.

5-6 saat biz İsrail'in Suriye'de 5. raundunu görüşürken özel temsilciler görüşme yaptı. Hedefimiz doğrudan görüşmeler nasıl yapılacak bunu başarmak istiyoruz. Bunları konuştuk, bir iki kelimeye kadar düştü. Bunları da hafta sonu karara bağlayalım denildi. Ben Olmert'e şunu söyledim.

Dedim ki bakın Hamas'ın elindeki askeri biz kurtarabiliriz. Sizden ricam şu. Reform ve Değişim Partisi Filistin'de seçim kazandı. Hep demokrasiden yanayız dedik ya. O zaman bu demokratik mücadeleyi vermiş ve onları kazananları saygıyla karşılayabiliriz. İşte o seçilenlerden milletvekilleri bakanları sizin elinizde esir. Gelin burada bir paket yapalım, Sayın Abbas'a gösterdiğiniz jesti sizde onlara gösterin. Dedi ki eğer bunları bırakırsak Abbas kriz geçirir dedi. Dedim ki o zaman elinizdeki çocuklar esir en azından onları bırakın dedim. O da arkadaşlarla görüşelim size döneriz. Hala dönecek.

Sonra ne oldu 1400 insan öldü bunların arasında çocuklar var.

Soruyoruz size insanca düşünelim. İsrail'in elindeki silah ve kitle iletişim silahları dahil bunların birisi Filistin'de var mı? Bir şey biliyorsam bunların zerresi kadarı yok.

Hamas bir reform partisinin farklı bir şeklidir. Onu bu hale kim getirdi, seçimlerden sonra ona bu demokratik hakları vermeyenlerdir.

Bu kapıların açılması gerekiyor. O insanlar hapishanede mi yaşacak. Önce bu kapıların açılması gerekiyor. İnsanlar öncelikle yaşam hakkını kazanması gerekiyor. Deniliyor mi silah girmesin. Eğer bu tünellerin ucu Mısır'daysa onlar da bunu sokmasın.

Olmert'e söyledim, siz bu görüşmeleri tek taraflı görüşüyorsunuz. Çünkü siz sadece El Fetih'le görüşüyorsunuz bu Hamas'ta bu ülkenin bir parçası.

PERES İDDİALARA CEVAP VERİYOR

Sayın Başbakan ne zaman beklediniz biliyorsunuz. O dönemde dinamitler vardı ve ölenler oluyordu o dönemde. Televizyon izlemek istemek istemiyorum, çok fazla detay bilmeniz gerekiyor. İsrail, 60 yıllık bir devlet ve savaşıyoruz. Bu kadar savaşan bir ülke var mı? Sayın Mübarek aslında durumu biliyor. Sayın Abbas durumu biliyor, sizin kadar biliyor.

Ne oluyor burada. Her gün 1 milyon kişi barınaklarda kalmak zorunda kalıyor. Her şey yolunda mıydı? Günlerce aylarca yıllarca bekledik bir son gelsin diye ama son gelmedi.

Bir sorun var ve bu sorunu saklamak istemiyorum. İran'ın Orta Doğu'da bir egemenlik kurmak istiyor. Silah temin ediyorlar, bomba temin ediyor. Ne yapmamız gerekiyor. Her gece İstanbul'da roket saldırısı olsa ne yapardınız size soruyorum.

Bizim yapmak istediğimiz şu. Biz barış istiyoruz ve artık tercihimiz yoktu ve bunu yaptık. Roketler kullanılıyor Yahudilerin öldürülmesini isteyenlerle.

Basit değil, terör örgütünün başlangıcı olduğunu biliyoruz.

İsrail kimseyi öldürmek istemiyor. Çocuklar son derece önemli. Bizim topladığımız tüm paralar çocuk merkezlerine gidiyordu. Beş yıl içinde hastane yoktu mesela. 5,500 çocuğa yardım ettik mesela. Arap doktorları da yoktu İsrail'de tedavi yaptık.

Masum ailelere saldırılırsa ne olur? Mesela biz insanlara lütfen buradan ayrılın diye telefonlar açtık. Lütfen buraları terk edin dedik. Bunları yapmak zorundaydık. Herhangi hükümet ne yapardı bu durumda. Sayın genel sekreterin sözlerini de anlıyorum. Lütfen net olarak burada mesajı vermek istemiyorum. İsrail'in bir ateşkese ihtiyacı yok çünkü biz başlatmadık. Onlar durdurursa ancak olur. Biz insanları öldürmekle uğraşmıyoruz. Sayın Arap inisiyatifini başlatmasını önemli bir tercih olarak görüyorum. Bizim karşılaştığımız sorunlar şimdi biz Filistinlilerle müzakerelere başladık. Sayın Mübarek şunu söyledi: Barış için bunu yapmamız gerekiyordu. Bizim aşırı bir karmaşık sorun var karşımızda.

ERDOĞAN: Peres ben den yaşlısın sesin çok yüksek çıkıyor

Sayın Peres ben den yaşlısın sesin çok yüksek çıkıyor biliyorum ki sesinin bu kadar yüksek çıkması bir suçluluk psikolojisidir

Öldürmeye gelince siz çok iyi bilirsiniz.

Ülkenizde Başbakanlık yapmış kişilerin sözleri vardır

Tankların üzerinde Filistin'e girdiğimde kendimi mutlu hissediyorum diyen başbakanlarınız vardı.

Bu zulümleri alkışlayanları da ayıplıyorum.

Buradan iki söz söyleyeceğim.

Sözümü kesmeyin

1 Tevrat 6. maddesinde der ki öldürmeyeceksin. Burada öldürme var.

İsrail barbarlığı zalimliğin de ötresinde bir şey bir Yahudi.

Avi Şalom Guardina'da bunu söylüyor. İsrail Haydut devlet haline gelmiştir.

Benim için Davos bitmiştir. Siz konuşturmuyorsunuz. 25 dakika konuştu 12 dakika konuşturuyorsunuz.

Ne kadar dürüst olduğumuzu düşünüyorum da... maalesef çok tereddütte kalıyorum. Şu an gündemimizi işgal eden önemli bir konu “Adalat ve Kalkınma Partisinin (AKP’nin) kapatılması”.

 

Benim gibi sessiz çoğunluğu bir tarafa bırakırsak, hemen 2 farklı hakim görüş ortaya çıktı. Biri kapatma davasını fırsat olarak görürken, diğer grup ise bu kapatma sürecinin anti-demoktarik olduğunu ve demokrasi ile bağdaşmadığını ifade ediyor.

 

Sonuç ne oluyor? Tabi ki bu iki kesimin kavgasının sonucu olarak biz halk olarak mağdur duruma düşüyoruz. Borsa bir anda %10 lar oranında düşüyor ve döviz dengesiz bir şekilde yön değiştiriyor. Faiz oranı yani devletin faiz yükü artmaya başlıyor. Sanki Kurtlar Vadisi dizisindeki komplo teorilerinden birisi gerçekleşiyor.

 

Birşeyler yanlış gidiyor. Ama daha büyük yanlış, tarafların bu durumu kendi menfaatleri ölçüsünde değerlendirerek sonuca varmaya çalışması. Kimi diyor ki, “oyun başlamış, maçın içinde kural değişikliği olur mu?” diyor. “Ne oyunu, ne maçı” anlamış değilim. Durumumuzu maç olarak mı değerlendiriyor bazıları.

 

Bir Allah’ın kulu şu ana kadar çıkıp da, “bu karara sebebiyet veren gelişmeler ve sonuçlarını evrensel boyutta değerlendirip, doğru olan seçenekler şunlardır” diyecek organizasyonu yapabilse ve canımı alsa. Yok böyle birşey. Biz halk olarak birkaç seçenek üzerinde karar verelim. Çıkartın önümüze alternatifleri ve ona göre karar verelim. Orada ortaya çıksın, kapatılsın mı yoksa başka bir sonuç mu?

 

Mevcut durum tam bir kaos ortamı. Yani düşman bile bizi bu kadar zor duruma düşürmeyi başaramaz herhalde. Hani bir fıkrada var ya. ”Cehennemde her çukurun başında zebani var, Türk’lerin olduğu çukurda yok. Neden? Çünkü kim çıkmak istese bir diğeri ayağını çekiyor”. Bunu kırabilecek miyiz merak ediyorum.

 

Sayın parti liderleri, lütfen bir araya gelin ve durumu çözün. Bu durumdan menfaat sağlamaya çalışmayın. Eğer sağlamaya çalışırsanız emin olun sadece kendinizi düşünen aşağılık yaratıklardan farkınız olmaz. Vatan haini olursunuz. Lütfen kaos ortamlarından çıkar ummayın. Halkı düşünün ve konuyu çözün.

 

 

1.7.2007-31.12.2007 arası net ücret (yani çalışanın eline geçen)

419.20 YTL

Bu tutarın işverene maliyeti ise

(yani bir işçiye bu değeri ödemesine rağmen kendisine olan maliyeti ise)

710.80 YTL

Diğer bir deyişle, işveren 419.20 YTL çalışana öderken 291.60 YTL de devlete ödüyor.

 

Hesabı şu şekilde:

Çalışanın aldığı    
Brüt ücret 585.0  
SSK işçi 81.9 14.0%
İşsizlik işçi 5.8 1.0%
Gelir Vergisi 74.6 15.0%
Damga Vergisi 3.5 0.6%
Net Maaş 419.2  
     
Brüt ücret 585.0  
SSK işveren 114.1 19.5%
İşsizlik işveren 11.7 2.0%
İşverene maliyet 710.8  

 

Bu değerleri Mısır, Çin ya da uzak doğu ülkeleri ile kıyasladığımızda, işveren açısından aylık $600 üzerinde maliyeti olan bir işçiyi çalıştırarak üretim yapmak yerine enerji maliyetinin 3 te 1 olduğu, kazanca ilişkin vergi muafiyeti imkanı tanındığı ve işçilik maliyetinin Türkiye'dekinin 4 te biri (yani $150) olduğu seviyesinde olan ülkelere yatırımlarını kaydırması son derece doğal olacaktır.

Bu kadar işsizin kol gezdiği bir ülkede potansiyelimizi kullanmak yerine işi dışarda kaydırdığımız ortamda doğal olarak dış ticaretteki açılma da kaçınılmaz olacaktır.

Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK), asgari ücretin
işverene maliyetinin toplu iş sözleşmesi uygulanan kesimde ayda bin
310 YTL'ye yükseldiğini bildirdi.
    TİSK tarafından yapılan açıklamada, 2008 yılının birinci altı
aylık döneminde asgari ücretin toplu iş sözleşmesi uygulayan
İşyerlerinde işverene maliyetinin ayda bin 278 YTL, ikinci altı aylık
dönemde ise ayda bin 342 YTL olacağı belirtildi.
    Açıklamada şu görüşlere yer verildi:
    "Bu çerçevede, toplu iş sözleşmesi uygulanan kesimde asgari
ücretin işverene maliyeti 2008 yılında ortalama olarak 1.310 YTL/ay
seviyesine yükselecektir.
    Toplu iş sözleşmeleri gereğince yapılan yan ödemeleri ücret kabul
etmeyen mevcut uygulama toplu iş sözleşmesi düzenindeki kesim
açısından haksız rekabet yaratmaktadır. Bu nedenle, Komisyon tespitte,
toplu iş sözleşmesi uygulayan ve uygulamayan İşyerleri için
farklılaştırma yapmalıdır.
    Öte yandan, ülkemizde asgari ücret konusunda yaşanan temel sorun,
brüt asgari ücret düzeyinin ve artışlarının yetersizliği değil,
devletin aldığı vergi ive sigorta primlerinin fazlalığı nedeniyle,
işverene maliyete kıyasla çalışanın eline geçen miktarın düşük
kalmasıdır.
    Ülkemizdeki asgari  ücret düzeyi,  Eurostat verilerine göre, 
ulusal asgari  ücret uygulayan 20 AB ülkesinin 9'undan daha
yüksektir. (Şekil 3)
    Oysa Avrupa'da bu kapsamdaki ülkeler içinde en düşük kişi başına
milli gelir Türkiye'dedir.
    Bu bakımdan, 2008 yılından itibaren asgari geçim indirimi sistemi
ile net asgari ücret ile işverene maliyet arasındaki farkın biraz
azalması olumlu bir gelişme olmakla birlikte, yeterli değildir. Asgari
geçim indirimi uygulamasında, çalışanın kendisi için esas alınacak %50
indirim oranı tedricen artırılarak asgari ücret düzeyine
yükseltilmelidir.
    Ancak istihdam üzerindeki asıl yükü oluşturan, sosyal sigorta
primlerinin aşırılığıdır. Hükümet Programında işveren prim oranında
yapılması öngörülen 5 puanlık İndirim biran önce
gerçekleştlrilmerıdir."

Türkiye aslında ne üretim ne de ticaret ülkesi konumuna gelemedi. Yani biz ne Çin’iz ne de Almanya’yız.

Tarım desen onda de geriyiz. Tek iyi olduğunu düşündüğümüz konu… şu an Türkiyedeki gayrimenkul ve şirket değerleri piyasasının altında. O gazla gelen bir talep sözkonusu. Yani bir defalık bir değişim. Önemli olan ülke olarak rutin geliri oluşturabilecek bir konsantrasyon.

Bugün Türkiye’de 1 birimi üretmenin maliyeti Çinden getirmenin 3 katına yakın.

Üretimi tamamı ile Çin’e terketmek yerine biz nasıl ucuza üretebiliriz konusu maalesef ele alınmıyor. Çin bu kadar ucuz iş gücüne rağmen, ihracata teşvik verip, işverendeki vergi gibi çalışan yükünü düşük tutuyor ve enerjiyi de ucuza veriyor. Biz de ise asgari ücretli bir kişinin işverene maliyeti 600 doların üzerinde ve enerji fiyatları, benzin gibi maliyetler dünyanın çok üzerinde. Zaten 35 milyar dolar üzerindeki dış ticaret açığı da bunun sonucu. Bu bir yerde patlayacak. Benim dua’m sosyal patlama olmasın. Bir AKP li milletvekili tekstil bizim işimiz değil bırakalım dedi geçen gün. Bunu diyen de Merrill Lynch’te yıllarca çalışmış birisi (Mehmet Şimşek).

Bugün merdiven altı diye tabir edilen konfeksiyon atölyelerinde devletin 5 kuruşluk desteği olmadan sosyal güvencesiz kaç milyon insan çalışıyor ve kaç aile  bundan geçim sağlıyor …  acaba bu konuda fikirleri var mı?

Ya da dürüst şekilde çalışanının maaşını resmi yoldan ödeyen, çalışanını SSK lı yapan tekstil firmalarının maliyet kıyaslamasını ve sebeplerini irdelerken, Türkiye'de kaç kişinin bu sektörden ekmek yediğini biliyorlar mı? Ne yapacak 2.5 milyonun üzerindeki bu insanlar? Vestel gibi televizyon üreten bir firmada mı çalışacak?

Burada sorgulanması gereken tekstil değil...

Sorgulanması gereken tekstil dahil olmak üzere üretimin her türünün (elektronik de dahil olmak üzere) Çin'den daha avantajlı olmasını sağlamak için devletin ne yapması gerektiği... Yoksa çıkacağımız tek sektör Tekstil olmayacak. Üretim yapan bütün ana sektörlerden çıkmamız gerekir. O halde sorgulanması gereken ÜRETİM den çıkmalı mıyız? Hadi üretimden çıktık diyelim yani daha ucuza üretmeyi beceremedik. Peki ne yapacağız o zaman? Ticaret mi? Kimden alıp kime satacağız? Satacağımız ülke enayi mi niçin bizden alacak?

Ya da marka olmak kolay mı sanıyor bu sayın Mehmet Şimşek?

Bu soruların yanıtlarını (maalesef Türk halkı) şu anda sorgulamayamıyor. Ama tekstil bir sembol mutlaka bunların yanıtlarının verilmesi gerekiyor...