Hayat güzel

Hemen altta yer alan REKLAM linkini lutfen TIKLAYIN... (Google reklamları)

http://www.piyasariski.com sitesinden alıntıdır.

Aslında Basel II nin temelinde yatan tek bir nokta var: O da finans kurumlarının (tabi özellikle bankaların) faaliyetlerini yürütebilmeleri için kanun koyucular ve özellikle uygulayıcılar (Türkiye’de BDDK) tarafından kriter olarak esas aldıkları bir rasyonun istenilen düzeyin altına düşmemesi. Bu rasyo mesela bir bankanın (%100 olmasa da) sağlam durumda olduğunu gösteren en önemli göstergesi olarak kabul ediliyor. Adı, “Sermaye Yeterlilik Rasyosu (SYR)” (ingilizcesi “Capital Adequacy Ratio (CAR)”)

Bu rasyo çok basit bir formül içeriyor :

SYR = Özkaynak / Risk

Basel II olarak adlandırılan gelişme ağırlıklı olarak bu formülde yer alan Risk kavramının tanımında yapılan değişiklikleri ele alıyor.

Basel II öncesi de bu SYR formülü vardı. Ancak Risk olarak ifade edilen değerin hesaplanmasında ya da içeriğinde farklılık sözkonusu idi. 1990 lı yılların sonu ve özellikle 2000 li yılların başında dünya üzerinde gerçekleşen önemli ekonomik krizler riskin tanımında farklı açılımların yapılmasına sebep oldu.

En basit olarak ifade edildiğinde Risk, Basel II öncesi sadece “Kredi Riski” olarak tanımlanırken, daha sonra bunun üstüne “Piyasa Riski” ilave edildi. Bugün ise Kredi Riskinin tanımı değişti ve “Operasyonel Risk” ilave edildi.

Yani,

Basel I = Özkaynak / Kredi Riski

Basel I (2000 li yılların başı) = Özkaynak / (Kredi Riski + Piyasa Riski)

Basel II = Özkaynak / (Kredi Riski + Piyasa Riski + Operasyonel Risk)

olarak özetlenebilir. Ancak çok basit şekilde sadece Operasyonel Risk ilavesi gibi düşünmek, hatalı bir yargıya ulaşmaya sebebiyet verebilir. Bu sebeple altının çizilmesi gereken önemli nokta, “Kredi Riski” olarak ifade edilen değerin hesaplanmasında baz olan kriterlerin de değişikliğe gitmesi durumu sözkonusudur.

Basel I ‘de bir bankanın müşterilerine kullandırdığı kredinin risk katsayısı her müşteri için aynıdır. Basel II de ise her müşterinin kredibiltesinin ayrıca değerlendirildiği bir mekanizma kurulmuştur. Bu mekanizmayı “kredi derecelendirme” olarak da ifade edebiliriz.

Çok basit bir örnek ile açıklamak gerekirse;

Basel I 'e göre

 

 

 

 

 

Nakit kredi

100.000

 

Risk Katsayısı (ort)

75,0%

 

Kredi riski toplamı

75.000

 

Özkaynak

9.000

 

Sermaye Yeterlilik Rasyosu

12,0%

 

 

 

 

 

 

 

Basel II 'de risk katsayısı riskin boyutuna göre değişiyor.

Bu boyutu belirleyen de kredi notu

 

 

 

 

Basel II ‘ye göre

Risk Ağırlığı

Kredi Tutarı

AAA'dan AA ya kadar

20,0%

5.000

A

50,0%

15.000

BBB'den BB ye kadar

100,0%

15.000

BB den düşük

150,0%

50.000

Derecelendirilmemiş

100,0%

15.000

 

 

100.000

 

 

 

Risk Ağırlığı * Kredi Tutarı =

100.000

 %113.50

Sermaye Yeterlilik Rasyosu = 9,000/113,500=

7,9%

 

Görüldüğü üzere, Basel I ‘de kredilere ilişkin ortalama risk katsayısı (bu örnek için) ortalama %75 seviyesinde iken Basel II ye göre %113.50 oluyor. Oranı bu kadar yükselten, örnekte de açıkça görüldüğü üzere özellikle BB ve daha altında kredi notuna sahip firmalara kullandırılan kredilerdeki risk ağırlığının %150 gibi oldukça yüksek oranda olması.

Basel I ‘de risk katsayısı belirlenirken kredi kullananın kalitesinden ziyade kredi türü parametre olarak baz alınıyordu. Mesela rating notu ne kadar yüksek olsa da çok sağlam bir firmaya verilen bir kredi ile uçurumun kenarında her an batma tehlikesi ile karşı karşıya olan bir firmanın da risk katsayısı birbirine eşit ve %100 durumdaydı. Yansıraı bazı kredilerin risk katsayısı mesela sadece OECD grubuna üye ülkelerinin çıkardığı Devlet Tahvillerine yapılan yatırım gibi katsayısı sıfırken, kredi notu AAA olan Singapur ülkesine ait bir Bono’nun risk katsayısı %100 seviyesindeydi.

Basel II, bu tür kriterlere derecelendirme boyutunu ekleyerek sermayenin daha efektif yönetilmesine katkıda bulunmuştur.

Yukarıdaki örneğe dönecek olursak; Basel I de %12 gibi bir sermaye yeterlilik rasyosuna sahip bir banka, Basel II ‘ye göre uluslararası alt sınır olarak belirlenen % 8 seviyesinin altına düşmektedir. Bu durumda bankanın yapması gereken birkaç işlem sözkonusudur.

1. Sermaye ilavesi
2. Düşük nota dahip müşterilere kredi kullandırmaktansa, notu daha yüksek olanlara bu kaynağa aktarmak.
3. Notu düşük olanlar yüzünden madem SYR yi tuttutmak için bir bedele katlanıyor, o zaman o firmalara kullandıracağı kredileri, kalite notu yüksek firmalara göre daha pahalıya kullandırarak kaybını getirisi ile telafi etmeye çalışacaktır.

Görünen o ki, finans kurumlarının yeni sermaye ilave etmesi mümkün değil gözüküyor. Bu sebeple kredi kullanan firmaların kredi notlarını yukarı çekmesi bir zorunluluk. Aksi taktirde hem kredililitesi azalıyor olacak hem de eskisine oranla çok daha yüksek maliyetler ile borçlanmak zorunda kalacaklar.


http://www.piyasariski.com

 

Aşağıdaki yazıyı 20 Şubat 2008 Çarşamba günü referans gazetesinden alarak aşağıya kopyaladım.

Yazıyı okumanızdan önce yorumumu yapmak istemiyorum.

Türkiye'de eleman kalitesi en yüksek olan ve üniversite mezunları başta olmak üzere her kesimin çalışma konusunda en yüksek oranda istekte bulunduğu sektör hangisi şeklinde bir soru sorsam, cevabınız ne olur? Benim tahminim bankacılık başta olmak üzere finans sektörü. Peki bu sektörde çalışanların TÜRMOB'a başvurup SMMM gibi yetki belgesi alabilirmeleri mümkün mü? Muhasebe Müdürleri hariç (yani her bankada tek bir kişi dışında) mümkün değil. Yani Türkiye genelinde sadece 40-50 kişilik bir kontenjan durumu sözkonusu. Birkaç yıl öncesine kadar Banka Teftiş Kurulunda 2 yıl denetim yapan kişilere de bu hakkı veriyorlarken, o hak da ortadan kalktı. Oysa (aşağılamak anlamında ifade etmek istemiyorum ama) çok basit bir işletmede yani cirosu 100 bin USD bile olmayan bir işletmenin muhasebe departmanında çalışan bir elemanın bile üniversite mezunu olması koşulu ile SMMM belgesi alabilme olanağı mevcut.

Düşünebiliyor musunuz, bankacılık sektöründe çalışan ve piyasanın kalbini oluşturan birçok kişiye göre de en yüksek kalitede formasyondan geçmiş personel, SMMM belgesi alma hakkına sahip olmamakla birlikte, kimler ne kadar basit bir şekilde bu belgeyi alabiliyor. Burada şu tez ortaya atılabilir. Bankadaki adam muhasebecilikten ne anlar diye, ya da bir firmanın muhasebe sistemini bilemez şeklinde. Birincisi, şirket muhasebesini bankacılıar oldukça iyi biliyorlar. Çünkü kredi verirken yapılan mali tahlil muhasebe bilmeden yapılamaz. Diğer taraftan madem SMMM lik illa reel sektöre hizmet etmek için mi vardır? O zaman bankalara yönelik de bu tür bir sertifika programı verilemez mi? Ama bildiğiniz üzere bu tür bir ayrım sözkonusu değil.

Mevcut durumda SPK böyle bir ayrım göstermeksizin, oldukça pratik süreçlerden oluşan ve Türmob gibi para tuzaklarının da olmadığı bir sistemde, gerçek bilgi seviyesini objektif kriterlere göre ölçen LİSANSLAMA adı verilen bir uygulamayı yürürlüğe koymuş durumda. Normalde TÜRMOB bu denetim yetkisini mensupları aracılığı ile yapması gerekir düşüncesinde olmam gerekirken maalesef bu işi yapacak kişilerin kalitesini baz aldığımda bu yetkinin SPK nın verdiği lisanslama belgesi ile halledilmesi gerektiğini düşünüyorum.

 

 

 

------------------------

SPK ve TURMOB, Basel II kriterlerine göre hazırlanması gereken KOBİ bilançolarının denetimi için büyük savaş veriyor. SPK cephesi, TÜRMOB'u muhasebe standartlarını belirleme konusunda tek yetkili olmak istemekle suçluyor. TÜRMOB ise SPK'ya tanınan yetkilerin iptali için dava açtı.

 

Türkiye Serbest Muhasebeciler Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği (TÜRMOB) ve Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), küçük ve orta boy işletmelerin (KOBİ) bilançolarının denetimi için kıyasıya kapışıyor. Ocak 2009'da yürürlüğe girecek olan Basel II kriterlerden dolayı KOBİ'ler bilançolarını Uluslararası Finansal Raporlama Standartları'na (UFRS) göre hazırlayacaklar. Bu yüzden de KOBİ'lere bilançolarını bağımsız denetleme şirketlerine denetlettirme zorunluluğu gelecek.

Öte yandan şu anda Meclis'te bekleyen ve en geç haziran ayına kadar yürürlüğe girmesi planlanan yeni Türk Ticaret Kanunu (TTK) da şirketlere benzer yükümlülükler getirecek. Türkiye'de şu anda 650 bin şirket bulunduğu göz önüne alındığında, denetleme şirketleri için ortaya paylaşılmayı bekleyen ciddi bir pasta çıkıyor. TURMOB ile SPK arasında da bu pastadan büyük payı alma kapışması yaşanıyor.

 

TÜRMOB tek yetkili olmak istiyor

Kulislerden edinilen bilgilere göre, SPK cephesi, TÜRMOB'u muhasebe standartlarını belirleme konusunda tek yetkili olmak istemekle suçluyor. SPK'nın kanundan kaynaklanan denetleme tebliği olduğunu belirten isminin açıklanmasını istemeyen bir SPK yetkilisi "KOBİ'ler için Türk Ceza Kanunu tasarısı, Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu'na yetki veriliyor. Bütün bunlar birlikte değerlendirilince SPK'nın denetleme yetkisi devam ediyor. Açılan davalar var. Olacaktır da. Davayı açan TÜRMOB, SPK'ya tebliğ ve tebliğe istinaden kurula tanınan yetkilerin tanınmaması gerektiğini iddia ediyor" şeklinde konuştu.

 

Dava Danıştay'da görülüyor

TÜRMOB cephesi ise SPK'ya tabi denetim şirketlerinin sadece borsaya açık şirketleri denetleyebileceğini, bunların sayısının da 350 civarında olduğunu, geri kalan şirketlerin ise TÜRMOB kütüğüne bağlı denetim firmalarınca denetlenebileceğini söylüyor. Türkiye şuan 650 bin tane şirket bulunduğunu söyleyen isminin açıklamasını istemeyen bir TÜRMOB yetkilisi, "Yeni TTK yürülüğe girdiğinde ve bu uygulama başladığında bu şirketlerin aşağı yukarı tasfiye olacak. Geriye 300 bin civarında şirket kalacak. Ama SPK'ya tabi şirketlerin sayısı şu an 350 civarında. Bunun iştirakleri ve yan kuruluşları da eklenince sayıları 3 bini geçmez. Sadece bu 3 bin şirketi bağımsız denetim şirketleri denetleyecek. Geri kalan 300 bin civarındaki şirketi SPK'ya tabi olmayan TÜRMOB'un kütüğüne kayıtlı olan bağımsız şirketler denetleyecek" şeklinde konuştu. TÜRMOB, SPK'ya tebliğle tanınan yetkilerin iptaline ilişkin dava açtı. Davanın Danıştay'da devam ettiği öğrenildi.

Öte yandan söz konusu denetim sürecine Avrupa'da, TÜRMOB gibi mesleki organizasyonlar tarafından ruhsatlanan denetleme şirketleri tarafından yapılarak başlanıldığı belirtiliyor.

 

Büyük şirkette denetleme milyon doları bulabilir

Söz konusu denetlemenin şirketlere maliyeti ne olacağı konusunda ise henüz bir baz fiyat tespit edilmiş değil. Ancak uzmanlar, denetleme ücretlerinin, şirketlerin yıllık ödediği muhasebe fiyatı kadar olacağını belirtiyorlar. Rakamın şirketin büyüklüğüne göre değişeceğini söyleyen uzmanlar, bu ücretin en düşük 20 bin euro olacağı, grup şirketlerin de ise milyon dolarları bulabileceğini belirtiyor. Türkiye'de 650 bin şirket olduğu göz önüne alındığında ortaya muazzam bir pasta çıkıyor. Bu dev pastadan pay almak için yasa yürülüğe girmeden sektörde hareketlilik yaşanıyor. Sektöre yakın kaynaklar, sektörde bir çok mali müşavirin bir araya gelerek denetleme şirketleri kurmaya başladıklarını belirtiyorlar.

 

'TÜRMOB ruhsatı olana, SPK lisanslama yapamaz'

TÜRMOB Genel Başkan Yardımcısı Yahya Arıkan ise davanın şu an Danıştay'da olduğunu söyleyerek şöyle konuştu: "Bizim SPK ile tartıştığımız konu ise şöyle: SPK, denetim yapılacaklarla ilgili bir lisanslamaya gitti. İlgili yasaya göre, SPK denetimi yapanlar da bizden ruhsat alan kişiler. Dolayısıyla TÜRMOB'un ruhsat verdiği kişileri ayrıca SPK'nın bir lisanslamaya tabi tutması bize göre uygun değil. Dünyada da bunun örneği yok. Bu nedenle biz SPK'ya bir dava açtık. Bu SPK'nın işi değil. Bunun lisanslama boyutunu meslek örgütünün yapması gerekiyor. Bu işi yapan bir meslek örgütü var."

Serbest muhasebecilere "mali müşavir olma" hakkı da tanıyan kanun taslağı, yakında TBMM'ye sunuluyor.

3568 Sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu'nda değişiklik yapan ve daha önce Başbakanlık'a gönderilen kanun taslağı, bakanlar kurulunda ele alındı. Taslak, bakanlar kurulu üyelerinin bazı değişiklik talepleri çerçevesinde yeniden düzenlenerek, son şeklini aldı.

Taslakla, yeni Ticaret Kanunu ve Basel-2 kriterlerinin uygulamaya girmesiyle birlikte, işlevlerini yitirecek olan serbest muhasebecilerin durumu da yeniden düzenleniyor. Serbest muhasebecilik, kanunun ana metninden çıkarılıyor. Mevcut yasaya göre mali müşavir olma hakkı bulunmayan 2 yıllık meslek yüksekokulu ve lise mezunu serbest muhasebecilere de mali müşavirliğe geçme hakkı veriliyor.

 

15 bin kişi yararlanacak

Yeni Ticaret Kanunu ve Basel-2 Kriterleri, sayıları 22 bini bulan serbest muhasebeciden yaklaşık 17 binini yakından ilgilendiriyor. Yeni Ticaret Kanunu ve Basel-2 Kriterleri ile serbest muhasebecilik müessesesi büyük ölçüde ortadan kalkıyor. Bu nedenle de 2 yıllık meslek yüksekokulu veya lise mezunu oldukları için mali müşavirlik hakkı bulunmayan serbest muhasebecilere, yeni düzenlemeyle sınavda başarılı olmak koşuluyla mali müşavir olma olanağı getiriliyor.

Öte yandan yeni taslakta, yeminli mali müşavirlerin eğitimine ilişkin hükümlere de yer veriliyor. Bu şekilde denetime bir standart getirilmesi amaçlanıyor. Aynı şekilde mevcut kanunun uygulanmasında karşılaşılan çeşitli sorunların giderilmesine yönelik de düzenlemeler bulunuyor.

KOBİ’ler gelişmiş veya gelişmekte olan tüm ekonomilerde ve ülkemizde önemli bir yere sahiptir. Uluslararası ekonomik ilişkilerde yaşanan gelişmeler, rekabet koşullarındaki hızlı değişme, teknoloji alanındaki yenilikler yanında ekonomik faaliyeti düzenleyen kurallardaki değişmeler KOBİ’lerin performansını etkilemektedir. Son dönemde uluslararası finans sisteminde yoğun olarak tartışılmakta olan Basel II düzenlemesi dolaylı olarak KOBİ’leri çok yakından ilgilendirmektedir.

Bankaların sermaye yeterliliği standartlarını yeniden belirleyen ve risk yönetimini ön plana çıkaran Basel II düzenlemesi ile birlikte bankaların davranışını etkileyecek olan yeni risk yönetimi anlayışı kredi müşterilerine de yansıyacaktır.

Ülkemizde Basel II ile birlikte, kredinin subjektif yöntemlerle “iyi” veya “kötü” kredi olarak belirlenmesi sürecinden, kredinin çeşitli unsurları ile “çok riskli” veya “az riskli” olduğunun belirlenmesi sürecine girilecek, fiyatlamanın buna göre yapılması kaçınılmaz olacaktır. Bu risk odaklı kredi fiyatlaması KOBİ’lerin kullanacakları kredilerin miktarlarını/fiyatlarını olumlu/olumsuz yönde etkileyebilecektir. Kullandırılan kredinin türünden vadesine, teminatından firma kredi notuna kadar çeşitli kriterler firmaların kullanacakları kredilerin fiyatına yansıyacaktır.

Uluslararası uygulamada 2007 yılında yürürlüğe girmesi planlanan Basel II’nin hem bankalar hem de KOBİ’ler tarafından doğru anlaşılması ve yorumlanmasında büyük yarar bulunmaktadır. Mutabakatın tamamlanmasını beklemeden proaktif davranılmalı ve yeni döneme ilişkin hazırlıklara biran önce başlanılmalı, eksiklikler, zayıf yönler doğru analiz edilmeli ve kritik planlar hazırlanmalıdır.

Reel sektörü risk yönetimi ve Basel II kuralları konusunda bilgilendirmek, özellikle de reel sektöre muhtemel etkilerini ortaya koyabilmek adına Basel II Yönlendirme Komitesi Türkiye Bankalar Birliği ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) organizasyonu ile çeşitli illerimizde TOBB’ne bağlı odalar ve üyelerini bilgilendirme konferansları yapılmasını planlamıştır. Bu konferanslarda ilgili kesimlere ulaştırılmak üzere “Risk Yönetimi ve Basel II’nin KOBİ’lere Etkileri” konulu bu kitapçık hazırlanmıştır.

Basel II Yönlendirme Komitesi üyesi olan Reha Uz koordinasyonunda hazırlanan kitapçıkta ele alınan konular temel olarak iki başlıkta toplanabilir:

Birincisi; yeni sermaye yeterliliği uzlaşısı ve risk yönetimi konusunda finans sektörüne yeni standartlar getirecek olan Basel II’nin tanıtımı, ikincisi ise 2007 yılında uygulanması planlanan Basel II standartlarına uyum için KOBİ’lerimizin geçiş sürecinde yaşayacağı zorluklar ve almaları gereken aksiyonlardır.

Kitapçıkta; reel sektör ile finans sektörünün ekonominin ayrılmaz parçaları olduğu bilinciyle, Basel II standartlarıyla değişime ayak uyduramamanın doğuracağı sonuçların KOBİ’ler için yaşamsal derecede önem taşıdığı vurgulanmaktadır. Basel II ile gelecek olan değişime uyum sağlanması ve değişimin doğru yönetilmesi KOBİ’lerin daha düşük maliyetlerde kredi temin etmeleri ve ileriye yönelik gerçekçi planlar yapmalarını olumlu yönde etkileyecektir.

ÖZET

Basel Kriterleri

BIS (Bank for International Settlements) ülkelerin merkez bankalarının biraraya gelerek oluşturdukları uluslararası bir kuruluştur. Bankaların dünya çapında ortak standartlarda çalışmasını sağlamak üzere, 1974 yılında BIS bünyesinde “Basel Komitesi” oluşturulmuştur.

Basel Komitesi tarafından 1988’de yayınlanan “Basel-1 Standartları” ile bankaların uymaları gereken çalışma kriterleri belirlenmiş ve bankaların krizlere  karşı dayanıklılığını artırmak üzere, banka sermayelerinin, riskli aktiflere oranının yüzde 8’den az olamayacağını ifade eden sermaye yeterlilik rasyosu getirilmiştir.

Zamanla mali piyasaların, daha da gelişmesi ve işlemlerin karmaşıklaşması sonucu, Basel-1 kriterlerinin yetersiz kaldığı görülmüş ve yeni standartlar için çalışma başlatılmıştır. Böylece “Basel-II Standartları“ ortaya çıkmıştır.

Basel-II’nin, 2007 yılı başından itibaren uygulamaya başlanması planlanmaktadır.

Basel-II Kriterleri

Basel-II ile, risk odaklı sermaye yönetimi, risk odaklı kredi fiyatlamasını beraberinde getirecektir. Risk odaklı kredi fiyatlaması doğal olarak KOBİ’lerin

kullanacakları kredilerin miktarını/fiyatını olumlu/olumsuz etkileyecektir. Kullandırılan kredinin türünden vadesine, teminatından firma derecelendirmesine kadar çeşitli kriterler, kredilerin fiyatına yansıyacaktır.

Mevcut uygulamada kredi riski, ileri tekniklerle ölçülmeden belirlendiğinden, aynı firma hakkında bankalar arasında farklı değerlendirmeler yapılabilmekte, farklı kredi fiyatları ortaya çıkabilmekteydi.

Basel-II ile birlikte, riskin ölçümü iki ana unsura dayanmaktadır; kredi kullananın (firmanın) risk seviyesi ve kredi işleminin risk seviyesi.

Kredi kullananın riski, firmanın finansal verileri (bilanço, gelir tablosu vb.) ile niteliksel faktörlerinin (yönetici ve ortakların geçmişi, yönetim ve organizasyon yapısı, ürün/hizmet gelişimi, ithalat-ihracat, pazar payı vb.) değerlendirilmesi sonucu tespit edilen “firma derecelendirme notu” ile ifade edilmektedir.

Kredi işleminin riski ise, işlemin türü, teminat, vade, para birimi gibi unsurlar ile değerlendirilmektedir.

Böylece kredi, “çok riskli” veya “az riskli” olarak belirlenmekte ve buna göre fiyatlama yapılmaktadır.

Basel-II’nin Etkileri

Basel-II kriterlerinin uygulamaya başlanması ile, firmanın ve kullanılacak kredinin risk seviyesi, doğrudan kredi maliyetini etkileyecektir.

Kredi verilen firmanın derecelendirme notu düştükçe, banka hem daha çok risk alacak, hem karşılık olarak daha çok sermaye tutacak ve dolayısıyla daha çok kaynağını getiriden mahrum bırakacaktır. Bu durumda firmalara kullandırılacak kredilerin maliyetleri artacaktır.

Öte yandan, ülkemizde yoğunlukla kullanılan müşteri çek ve senetleri ile ortak ve grup şirketi kefaletleri Basel II’de teminat kapsamına alınmamıştır.

Basel-II ve KOBİ’ler

KOBİ’lerin finansman sorunlarının temelinde, özsermaye yapılarının zayıflığı yatmaktadır. Bağımsız derecelendirme kuruluşları ile bankalar tarafından derecelendirmeye tabi tutulacak olan KOBİ’lerin, değerlendirilecek olan özelliklerinin başında, sahip oldukları işletme sermayesi gelmektedir. Güçlü sermaye yapısına sahip KOBİ’lere verilecek kredilerin maliyetleri daha düşük olacaktır.

KOBİ’lerimizin zaman zaman farklı merciler için farklı mali raporlar (bilanço, gelir-gider tabloları vb) üretmeleri söz konusudur. KOBİ bilançolarının kredilendirmeye uygun olmaması (negatif sermaye, bilançodaki zarar), kayıt dışı işlemlerin bulunması, KOBİ’lerin derecelendirme aşamasında yaşayacağı zorlukların başında gelmektedir.

İyi yönetilen, iyi finanse edilmiş ve gerekli tüm bilgileri (finansal ve niteliksel) zamanında ve yeterli bir şekilde sunarak şeffaflığı sağlayabilen KOBİ’ler, potansiyel olarak en iyi dereceyi almak suretiyle, en iyi şartlarda kredilendirilme imkanına sahip olacaklardır.

Ülkemizde halen geçerli olan KOBİ tanımlamalarının aksine, Basel II’de toplam yıllık satış cirosu 50 milyon Euro’yu geçmeyen firmalar KOBİ olarak tanımlanmaktadır.

Basel II’ye Geçiş Sürecinde KOBİ’lere Öneriler

Firmaların esas faaliyet konularında çalışması, faaliyetlerinden doğan risklerini yönetecek finansal enstrümanların kullanılması, KOBİ’lerin Basel- II’nin öngördüğü teminat yapısına uyum sağlaması, bağımsız derecelendirme kuruluşlarından ve bankalardan derecelendirme notu almaya hazırlıklı olmaları ve iyi not alabilmek için sermayelerini güçlendirme yoluna gitmeleri, uluslararası kabul görmüş standartlarda ve güvenilir mali tabloların üretilmesi, kurumsal yönetim kültürünün en üst yöneticiden tüm çalışanlara kadar yerleştirilmesi, nitelikli insan kaynağına yatırım yapılması, karar almada her türlü riskin dikkate alınmasını sağlayan bir sistemin kurulması, Basel-II ile öngörülen değişimlerin KOBİ’lere olan etkilerinin bilinmesi olarak özetlenebilir.

Yapılacak düzenlemeler, KOBİ’ler ile diğer şirketler arasında bir ayrımcılık olarak görülmemelidir. Bu noktada önemli olan husus, yönetim ve mali yapıları farklı olan kurumların, Basel II sürecinde benzer yaklaşım altında inceleneceği ve kredilendirme taleplerinin benzer kriterlerle değerlendirileceğidir.

Basel-II ile gelecek olan değişime uyum sağlayamayan ve değişimi yönetemeyen KOBİ’lerin kredi maliyetlerinin artacağı ve ileriye yönelik gerçekçi planlar yapmalarının zorlaşacağı söylenebilir. Değişime ayak uydurmak, KOBİ’ler için hayati önem taşımaktadır

Bankalarımız ve KOBİ’lerimiz, 2007 yılında yürürlüğe girmesi planlanan ve bankacılık sektörü-şirketler arasındaki ilişkilere radikal değişiklikler getirecek olan Basel-II düzenlemelerine hazır olabilmek için, proaktif davranarak nerede eksiklikleri bulunduğunu analiz etmeli ve uyum planlarını hazırlamalıdır.

Özellikle de KOBİ’lerimiz, kendi mali yapılarını, muhasebe sistemlerini ve organizasyonlarını, günün şartlarına göre yenileyecek çalışmalara ivedilikle başlamalıdırlar.

 

İçindekiler

1. Giriş

KOBİ’lerin Önemi

2. BASEL II

Basel II ve Basel II’nin Türkiye İçin Önemi

3. BASEL II’nin KOBİ’lere Etkileri

Ülkemizde Halen Geçerli Olan KOBİ Tanımlamaları

Basel II Standartları’na Göre KOBİ Olma Şartları

Kredilendirmede “Geleneksel Yaklaşım”

Kredilendirmede Basel II Yaklaşımı

KOBİ’lerin Derecelendirilmesi ve Derecelendirme Notunun Etkisi

Kredi İşleminin Unsurları ve Risk Seviyesinin Belirlenmesi

KOBİ’lerin Alması Gereken Aksiyonlar

4. KOBİ’lerin Yaşayabileceği Zorluklar ve Öneriler

BASEL II’ye Geçiş Sürecinde KOBİ’lerin Yaşayabileceği Zorluklar

a. KOBİ’lerin Finansman Sorunları

b. Şeffaflık Sorunları

c. Risk Bazlı Fiyatlama ve Teminatlandırma

BASEL II’ye Geçiş Sürecinde KOBİ’lere Öneriler

Yapılması Gerekenler

Diğer Finansman Teknikleri

5. Sonuç

Standart Yönteme Göre Hazırlanmış Örnekler 34

 

 

1. GİRİŞ

KOBi’lerin Önemi

Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler (KOBİ), ekonomik yapıları ne kadar farklı olursa olsun hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde önem taşımaktadır. Bu önem özellikle Türkiye gibi zaman zaman ekonomik krizlerle karşı karşıya gelen ülkeler için daha da artmaktadır.

Küçük ve esnek yapıları ile ekonomiye katkı sağlayan KOBİ'ler tüm dünyanın gündemindedir. Rekabetin ve değişikliğin çok yoğun yaşandığı günümüzde, istihdamın ve üretimin büyük bölümünü sağlayan KOBİ'ler değişimlere kolay uyum sağlayabilen yapılarıyla ekonomilerde önemli yer tutmaktadır. Türkiye’deki işletmelerin % 99,5’i, istihdamın % 64’ü, katma değerin % 36’sı KOBİ’lere aittir.

KOBİ’lerin ekonomiye katkılarını 5 başlıkta toplayabiliriz:

a) İstihdam yaratılması

b) Esneklik sayesinde yeniliklere hızla uyum

c) Girişimciliği teşvik

d) Butik üretim sayesinde ürün farklılaşması

e) Büyük işletmelere ara malı temini

2. BASEL II

Basel II ve Basel II’nin Türkiye İçin Önemi

Basel Komitesi temel konu olarak bankalarda risk yönetimine odaklanmakta ve dolayısıyla da bankacılık sisteminde bilinçli bir risk yönetimi kültürü oluşturmaya çalışmaktadır. Risk yönetimi kültürü oluştuktan sonra, bankacılık sistemi çok daha verimli hale gelecek, piyasanın korunması yolunda daha doğru bir yapıya bürünecek, niteliksel ya da sayısal herhangi bir sorun ortaya çıktığında, bu sorun risk yönetimi tarafından hızlı bir şekilde teşhis edilebilecektir.

Basel II ile birlikte diğer firmalar gibi bankalar da sermaye durumlarını yeniden gözden geçirmek zorundadırlar. Eğer bankalar, Basel II önerisinde açıklanan gelişmiş metodları, risklerinin ölçümünde kullanmıyorsa, bankaların sermaye ihtiyaçları katlanarak artacaktır.

Bunu da firmalara kullandırdıkları kredi maliyetlerine yansıtacaklardır. Türkiye ekonomisi ve benzeri ekonomiler için çok önemli bir konu öne çıkmaktadır; KOBİ’lere yaklaşım. Türkiye ekonomisinde KOBİ’lerin yeri ve önemi kayda değer bir oranda çok fazla olduğundan, bu kuruluşların Basel II’ye geçmeden önce bir takım hazırlıkları yerine getirmeleri gerekmektedir. Basel Mutabakatı’nın getirdiği düzenlemelerin 2006 yıl sonunda yürürlüğe girmesi planlandığından, bankalar ve KOBİ’ler değişim amacıyla yatırım yapmaya başlamak için mutabakatın tamamlanmasını beklemek yerine, proaktif davranarak nerede eksiklikleri bulunduğunu analiz etmeli ve kritik planlarını hazırlamalıdır.

Basel II ile birlikte bankaların kredi kullandırırken bu kredinin firmaya yansıtılacağı maliyeti hesaplamak için kullanacağı yöntemlerden biri olan Standart Yöntem altında, bankaların bir firmanın kredisi için ayrılması gereken sermayeyi tespit ederken firmayı “perakende” ya da “kurumsal” olarak sınıflaması gerekmektedir.

Bankalar kurumsal portföydeki firmalar için bağımsız uluslararası derecelendirme kuruluşları tarafından verilmiş notu ile belirlenen kredi değerliliğini kullanacaklardır. Perakende portföyde yer alan firmalar için ise herhangi bir dış derecelendirme notu söz konusu olmayıp, bu firmalara standart % 75 risk ağırlığı uygulayacaklardır.

Mevcut sistemde (Basel I), özel sektör firmalarına verilen krediler risk yapısına bakılmaksızın, teminat yapısı dikkate alınarak  büyük oranda % 100 risk ağırlığına sahipken, Basel II’deki standart yöntem altında kurumsal portföydeki firmaların risk ağırlığı firmaların kredi notuna bağlanmıştır.

Mevcut uygulamadan farklı olarak, yeni öneri paketi (Basel II) bankaların sermaye yeterlilik oranını hesaplamak üzere kendi iç risk derecelendirme sistemlerini kullanabilecekleri içsel derecelendirme metodunu geliştirmiştir ve belirli bir geçiş aşamasından sonra bankalarca bu metodun uygulanmasını önermektedir. İçsel Derecelendirme Yöntemini (IRB) kullanacak bankalar kendi risk değerlendirmelerine göre varlıklarına risk ağırlığı saptayabilecekleri için sermaye karşılıkları optimum seviyede ayrılacaktır. Bu nedenle içsel derecelendirme yaklaşımında (IRB) banka kendi içsel derecelendirme kriterlerine göre firmaları değerlendirdiği için sermaye yeterliliğinin hesaplanmasında riske karşı duyarlılık standart yaklaşıma göre daha yüksektir.

3. BASEL II’NİN KOBİ’LERE ETKİLERİ

Türkiye ekonomisinde önemli yer tutan KOBİ'ler AB'ne girişle birlikte, uluslararası rekabete hazır olmak zorundadırlar. Küçüklüklerinin kendilerine sağladığı esneklik ve uyum kabiliyetini en iyi şekilde değerlendirerek rekabet avantajı sağlayabilen işletmeler varlıklarını gelişerek sürdürebilecektir. Bunu sağlayamayan işletmeler ise gittikçe büyüyen sorunlarıyla uğraşmak zorunda kalacaklardır.

Bu bağlamda Basel II standartlarının KOBİ’lere önemli etkileri olacaktır.

Ülkemizde Halen Geçerli Olan KOBİ Tanımlamaları

Hazine Müsteşarlığı’nın tanımına göre; imalat sanayiinde faaliyette bulunan ve yasal defter kayıtlarında arsa ve bina hariç, makine ve teçhizat, tesis, taşıt araç ve gereçleri, demirbaşlar vb. toplamının net tutarı 400 milyar Türk Lirasını aşmayan;

-1-9 işçi çalıştıran işletmeler çok küçük ölçekli,

-10-49 işçi çalıştıran işletmeler küçük ölçekli,

-50-250 işçi çalıştıran işletmeler orta ölçekli işletmelerdir.

En fazla 400 milyar TL. tutarında sabit yatırım harcaması yapan işletmelerin tüm yatırımları KOBİ kapsamında değerlendirilir.

Dış Ticaret Müsteşarlığı tanımına göre KOBİ’ler; imalat sanayiinde faaliyet gösteren, 1-200 işçi çalıştıran, gerçek usulde defter tutan, arsa ve bina hariç sabit sermaye tutarı bilanço net değeri itibariyle 2 milyon ABD doları karşılığı TL'yi aşmayan işletmelerdir.

Basel II Standartları’na Göre KOBİ Olma Şartları

KOBİ sınıfının sınırlarını belirlemede yıllık toplam satış cirosu esas alınacaktır.

Ülkemizde şimdiye kadar yapılan KOBİ tanımlarından farklı olarak, Basel II’de sermaye yeterliliğini belirlemek için kullanılan standart yöntemde SME (Small and Medium Sized Entities) sınıfının sınırları firmaların yıllık toplam satış cirolarına göre belirlenmeye başlanacaktır. SME(KOBİ); toplam cirosu 50 milyon Euro’yu geçmeyen firmalar olarak tanımlanmaktadır.

KOBİ tanımına bağlı olarak “perakende-kurumsal” ayrımı çok önem kazanmakta olup bir bankadaki toplam kredisi (Nakit + Gayrinakit) 1 Milyon Euro’nun altında kalan KOBİ’ler “perakende portföy” içinde tanımlanmakta, ilgili bankadaki kredi miktarı 1 milyon Euro’nun üstünde olan KOBİ’ler ise “kurumsal portföy” içinde tanımlanmaktadır.

basel_ii_1.gif

Aşağıdaki tabloda standart yönteme göre firma sınıflandırmaları özetlenmiş olup rakamsal örneklere de kitapçığın sonunda yer verilmiştir.

basel_ii_2.gif

Ayrıca birbirleriyle bağlı olduğu düşünülen küçük işletmeler veya şahıslar tek bir işletme olarak kabul edilir ve portföydeki bu tarz firmalara verilen nakit ve gayrinakdi kredi miktarının perakende kredi portföyünün % 0,2’sini geçmemesi şartı aranır. Yine, bir bankada “perakende” portföyü içinde (perakende- KOBİ olarak) değerlendirilen bir firma toplam kullandığı kredi tutarına bağlı olarak (1 milyon Euro) diğer bir bankada “kurumsal” portföyü içerisinde değerlendirilebilecektir. Yani, satışları 50 milyon Euro’dan düşük olan bir firma bir bankadan 1 milyon Euro’nun altında kredi kullanırsa “perakende” portföyü içinde değerlendirilecek (Perakende-KOBİ) ve o portföyün risk ağırlığına tabi olacakken, diğer bankadan 1 milyon Euro’nun üzerinde bir kredi alırsa o bankada “kurumsal” portföyünde değerlendirilecek (Kurumsal- KOBİ) ve o portföyün risk ağırlıklarına tabi olacaktır. Değerlendirmede kullanılacak risk ağırlıkları da bu iki bankanın sermaye yeterliliği için kullandığı yönteme göre farklılık arz edecektir.

Mevcut durumda KOBİ olarak değerlendirilen bir firma bütün özellikleri günümüz tanımına uygun olsa bile, çalıştığı banka Basel II’deki standart yöntemi uyguluyorsa kredilerinin toplam 1 milyon Euro’yu geçmesi halinde kurumsal portföy içerisinde değerlendirilerek kendisine dış derecelendirme kuruluşları tarafından verilen rating’ler bankaca esas alınacak ve derecelendirme sistemi nedeni ile artan kredi maliyetlerine maruz kalabilecektir. Bu durum, özellikle yüksek tutarlı kredi kullanan firmaları etkileyebilecektir.

Bir başka bakış açısıyla bir firmanın kullandığı krediler nedeniyle bir bankada kurumsal, diğer bir bankada perakende portföyde değerlendirilmesi ve risk ağırlıklarının her iki bankada da farklı olması durumu standart yöntemde firmaların lehine bazı durumlar ortaya çıkarabilmektedir.

Bilindiği gibi, derecelendirilmemiş kurumsal firmaların risk ağırlığı % 100 olarak alınacak ve ülke risk ağırlığından daha iyi olamayacaktır. Ülkemizde de firmalarımızın büyük çoğunluğu dışsal  derecelendirmeye tabi tutulmamış durumdadır. Üst denetçi mercii bankalara portföylerindeki firmaların kredi notlarına bakmaksızın hepsi için % 100 risk ağırlığı kullanma izni verebilir. Bu durumda bankaların tutarlı bir yaklaşım izleyerek ya bütün firmalar için % 100 risk ağırlığını kullanma ya da kredi notu olan firmalar için kredi notunu, derecelendirilmemiş firmalar içinse % 100 risk ağırlığı uygulama yoluna gitmeleri gerekmektedir.

Örneğin; 4 Milyon Euro kredi ihtiyacı olan ve cirosu 50 milyon Euro’nun altında kalan bir firma, rating notu yoksa veya bu rating notu % 100 veya daha yüksek bir risk ağırlığına denk geliyorsa, ihtiyacı olan krediyi çeşitli bankalara bölerek 1 milyon Euro’nun altında dilimler halinde (mesela; 5 bankadan 800.000.- euro’luk dilimler) kullanmak isteyebilir. Bu durumda, firma cirosu 50 milyon Euro’nun ve toplam kredisi 1 milyon Euro’nun altında kalan firmalarını perakende portföyde değerlendiren bankalarca % 75 risk ağırlığı ile değerlendirilecektir. Sonuçta firma % 100 veya daha yüksek bir risk ağırlığı ile değerlendirildiği duruma göre % 75 risk ağırlığı ile değerlendirilmesi sonucu daha uygun fiyatlarla borçlanma imkanı yakalayabilecektir. İlk aşamada büyük oranda standart yöntem kullanılacağı ve daha gelişmiş yöntemlere geçişin en az 4-5 yıl almasının beklendiği de göz önüne alındığında bu ve benzeri politikalar uygulayarak riskliliğinin farkında olan KOBİ’lerin fon maliyetlerini düşürebilmesi muhtemeldir.

Ancak BDDK’nın gözetiminin olacağı ve perakende portföyde yer alan firmaların geçmişteki temerrüt durumlarının incelenerek bu firmalara uygulanan standart risk ağırlığının artırılabileceği unutulmamalıdır.

Ayrıca Basel II’de bankaların içsel derecelendirme (IRB) Yöntemini kullanmaya teşvik edildikleri ve geçiş aşamasından sonra bu yöntemin bankalarca kullanılmasının daha hassas risk ölçümüne olanak tanıyacağı gerçeği de göz ardı edilmemelidir.

Bunlara ilaveten, zamanla bankalardan kredi kullanan firmalarla ilgili bazı bilgiler Kredi Kayıt Bürosu sistemi içinde yer alacak ve bilgilerin bankalarca paylaşıldığı bu sistemde bankalar firmaların kullandıkları kredileri yakından takip etme olanağına sahip olacaklardır.

Kurumsal portföyde değerlendirilen ve dışsal derecelendirme notuna sahip olmayan bir firma % 100 risk ağırlığına tabi olacak, risk ağırlığı ülke risk ağırlığından daha iyi olamayacaktır. Eğer firmanın rating notu varsa ülke risk ağırlığından daha iyi bir dereceye sahip olabilecektir. Bununla beraber Basel II’ye uyumla birlikte firmaların dışsal derecelendirmeye tabi tutulmaları ve şeffaflaşmaları neticesinde AB’ye üyelik sürecinde yabancı sermayenin girişi ile birlikte ülkemizin yurtdışı borçlanma maliyeti de düşecek ve ülke notumuz (B+) iyileşerek ülkemizin risk ağırlığı % 100’ün altına (% 50, % 75 seviyelerine) inebilecektir. Bu durumda da kurumsal portföyde yer alan firmalara uygulanacak risk ağırlığı bu seviyelere indiğinde, bankaların daha az sermaye tutmaları neticesinde kredi faiz oranlarında ciddi düşüşler olabilecek ve bu da kredi kullanan firmalara büyük avantajlar sağlayabilecektir.

Bu sebeple firmalar kitabımızın ilerleyen bölümlerinde de belirtildiği gibi Basel II’ye uyum sürecinde yapması gerekenleri planlayıp kendilerini bankalar gibi bu uygulama için hazırlamalıdırlar.

Kredilendirmede “Geleneksel Yaklaşım”

basel_ii_3.gif

Bankalarda, kredilendirmede Basel II öncesi genel kabul görmüş “geleneksel” yaklaşımda amaç “iyi kredi” vermektir. Bu çerçevede her firma, piyasa konusunda tecrübeli uzmanlarca incelenir, istihbaratı yapılır, sonuçta iyi çıkan firmalara kredi tahsis edilir. Bu krediler güvence için teminat altına alınır ve geri ödemeler izlenir.

Böyle bir yapının risk odaklı olmaması nedeni ile de fiyatlama bankanın maliyetinin üzerine bir kar payı koyması yoluyla yapılır.

Ancak geleneksel yaklaşım çok önemli sakıncalar taşımaktadır:

  • Kredilendirme uzman görüşleri ile yapıldığı için sonuçlar subjektif olmakta, bir uzmanca “kötü” bulunan firma diğer bir uzmanca “iyi” bulunabilmekte,
  • Kredilendirme, taşınan risklerin sayısallaştırılmasına dayanmadığı için riskler fiyatlanamamakta ve riskleri yönetebilen iyi firmalar bunun avantajlarından yararlanamamakta,
  • Farklı bankaların farklı değerlendirme kriterleri bankacılık sektöründe ortak bir fiyatlamanın oluşmasını engellemektedir.

Geleneksel yaklaşımın dezavantajlarının zaman içinde ortaya çıkması ile bankalarda “geleneksel yaklaşım”dan “risk odaklı” yaklaşıma doğru bir kayış başlamıştır.

basel_ii_5.gif

Basel II ile birlikte “iyi kredi”nin subjektif yöntemlerle belirlenmesi sürecinden, kredinin çeşitli olduğunun belirlenmesi sürecine ve buna göre fiyatlama yapılmasına

doğru bir geçiş yaşanmaya başlanmıştır. Yeni yaklaşımda “iyi” veya “kötü” kredi değil, “riskli” veya “az riskli” kredi vardır, bir kredinin riskli olması onun “kötü” olduğu anlamına gelmez, önemli olan kredinin riskinin iyi analiz edilmesi ve doğru fiyatlanmasıdır. Basel II çerçevesinde risklerin bankalarca daha iyi ölçülebilmesinin, riske dayalı fiyatlamayı da beraberinde getirmesi beklenmektedir.

Riske dayalı fiyatlama, bankanın fiyatı aldığı riske göre belirlemesi, daha çok risk aldığı ürünleri daha pahalıya satarken, daha düşük riskli ürünleri daha ucuza satması olarak yorumlanabilir.

Daha geniş bir tanım olmakla birlikte KOBİ temsilcileri açısından kredi riski, firmaların kullandığı kredilerin bankalar üzerinde yarattığı risk olarak yorumlanabilir. Bu anlamda, riskliliğin ölçümü iki ana unsura dayanmaktadır; kredi kullananın risklilik seviyesi ve kredi işleminin risklilik seviyesi. Kredi kullananın riski firma derecelendirme sistemi ile ölçülürken, işlemin riski ise işlem çeşidi, teminat, vade, para birimi gibi unsurlar ile değerlendirilmektedir.

KOBİ’lerin Derecelendirilmesi ve Derecelendirme Notunun Etkisi

Verilen kredinin, kime verildiğinin riskinin ölçülmesinde kullanılan kriter, firmanın derecelendirme notudur. Firmanın finansal (bilanço, gelir tablosu gibi finansal verilerinin değerlendirilmesi) veniteliksel (yönetici ve ortakların geçmişi, ithalat-ihracat, pazar payı vb.) faktörlerinin değerlendirilmesi sonucu atanan derecelendirme notu bankaya bu firmaya verilecek kredinin taşıyacağı riski gösterir ve bu işlem sonucu bankanın tutması gereken sermayenin belirlenmesinde girdi olarak kullanılır. Yani, kredi verilen firmanın derecelendirme notu düştükçe banka hem daha çok risk alacak, hem karşılık olarak daha çok sermaye tutacak ve dolayısıyla daha çok kaynağını getiriden mahrum bırakacaktır.

Bir rating sistemi kullanılmasında amaç, firmanın taşıdığı riskleri objektif olarak ölçmektir. Bu durum, ortak bir dilin oluşmasına yardımcı olmanın yanında bankaların bir firma için çok benzer fiyatlamalar yapmasına neden olacaktır.

besal_ii_6.gif

Bu amaç doğrultusunda firmaların rating’lerinin “güncel” olması çok önemlidir. Yani, bankalar belli dönemlerde firmaların derecelendirme notlarını güncelliyor olacaktır. Bu kapsamda, firmalar dan bilgiler talep edilecektir. Bugün öngörüldüğü haliyle rating’lerin yılda en az bir kere güncellenmesi kabul görmüş yaklaşımdır.

Firmaların risklilik seviyesinin ölçümünde dikkat edilmesi gereken en önemli nokta Basel II kapsamındaki Standart Yöntem’de “Perakende” sınıfına giren firmalar için standart bir risk ağırlığı uygulanacağıdır. (% 75). Yani bu tipteki firmalarda banka için ifade ettiği risklilik; firmanın risk ağırlığının yanısıra kredi ürününün ve teminatın yapısına ve risklilik seviyesine bağlı olacaktır.

Kredi İşleminin Unsurları ve Risk Seviyesinin Belirlenmesi

Bir kredinin riskinin belirlenmesinde kredinin kime verildiği kadar bu kredinin unsurları (kullandırılan kredinin türü, teminat yapısı ve vadesi) da önemlidir. Örneğin, aynı firmaya verilen 1 ay vadeli ve 5 yıl vadeli iki kredinin veya kefalet karşılığı ve nakit karşılığı verilen iki kredinin risklerini aynı tutmak mümkün değildir.

KOBİ’lerin Alması Gereken Aksiyonlar

Türkiye’de finansal istikrar dönem dönem bozulmaktadır. Ancak, pek çok risk göz önüne alınmadığından dolayı bu bozuklukların etkileri hızlıca diğer sektörlere yayılmaktadır. Dolayısıyle risk yönetimi istikrar sağlanması açısından da ayrı bir önem taşımaktadır. BDDK tarafından Basel II’ye ilişkin uygulama ve düzenleme hazırlıkları başlamış olup dünyadaki çoğu düzenleyici otorite tarafından da bankalara konuya ne kadar önem verildiğinin mesajı iletilmiştir. Bundan ötürü önümüzdeki dönemde finansal sektörün sağlıklı risk ölçümüne ağırlık veren ve bu ölçümlerin sonuçlarına göre fiyatlama yapan bir yapıya kavuşması kaçınılmazdır. Değişen bankacılığın özel sektörden bağımsız ele alınması veya bu değişimin özel sektörü de etkilememesi mümkün değildir. Yabancı kaynak ihtiyacının en üst seviyede olduğu KOBİ’ler de doğal olarak bu değişime ayak uydurmak zorunda kalacaktır. Risk odaklı bir yapıya olan bu yolculuğun içinde KOBİ’lerin alması gereken aksiyonlar aşağıdaki gibi sıralanabilir:

Firmalar kayıt düzenlerini gözden geçirerek düzenli bir yapıya kavuşturmalı ve şeffaflık sağlanmalıdır.

Yüksek kayıt dışılık belirsizliğin risk primini yükseltecektir.

Türkiye’deki reel sektörün % 95’ini oluşturan KOBİ’ler, büyümenin lokomotifi konumundadır. Diğer taraftan kırılgan yapıları, gelişmiş ülkelerdeki örneklerinin aksine, bu büyümenin sağlam temellere oturmasını engellemekte, dönem dönem GSMH’da büyük iniş ve çıkışların oluşmasına neden olmaktadır.

DPT araştırmalarına göre her 100 TL’nin 66 TL’si; her 100 çalışanın 46’sı kayıt dışıdır.

Türkiye’de 2003 yılında kayıt dışılığın bazı kaynaklarca % 66’lara kadar yükseldiği öngörülmektedir. Bu oran, risklerin yarısının kayıt dışında kalması ve bankaların bunları ölçememesi olarak ifade edilebilir. Yasal otoritelerin de önemle üzerinde durduğu risk odaklı bir finansal sektör yapılanmasında bankalar doğal olarak ölçemedikleri, işletmelere ait bu riskleri almak istemeyecek veya yüksek fiyatlarla alacaklardır.

Neticede finansal sektördeki sermayenin azlığı, yüksek fiyatla alınan bu risklerin dahi kısıtlı olmasına neden olacaktır. Kayıt dışılığın bu kadar büyük olması, aldığı riskleri iyi ölçemeyen finansal şirketlerin korumacı bir yapı ile hareket etmesine ve fiyatlamada bir emniyet marjı bırakmasına neden olmaktadır. Önümüzdeki dönemde riske odaklanmanın, yasal otoritenin zorlayıcı tedbirlerinin de etkisiyle artacağını öngörmek çok da zor değildir.

Kayıt düzeninde gelişme, esnek yapıları ile KOBİ’lerden başlayacaktır.

Ülkemizde risk odaklı yaklaşım hızla kabul görürken bu anlamda bir çözüm ancak bilinçlenme ile sağlanabilir. Esnek yapıları ve bankalarla yakın ilişkileri bu şeffaflık ve kayıt düzenindeki bilinçlenmenin, ekonomideki büyüklükleri de göz önüne alındığında KOBİ’lerden başlaması gereğini ortaya koymaktadır.

KOBİ’ler hem fiyatlama avantajlarından yararlanabilmek hem de banka kaynaklı fonlar bulabilmek için kayıt düzenlerini geliştirerek işletme faaliyetlerini kayıt içine almak; bu kayıtları da eksiksiz bir şekilde bankalarla paylaşmak durumunda kalacaktır. Benzer uygulama ve farklı ülke deneyimlerinden de görülebileceği gibi KOBİ’lerin bu süreçte yapacağı tüm bu yatırımların belli bir maliyeti vardır ve bu yatırımlar uzun bir dönem içinde ancak gerçekleştirilebilmektedir.

Dolayısıyla gerekli yatırımlara zamanında başlamayan KOBİ’ler bu yatırımlar için gerekli kaynakları bulmakta zorlanabilir ve kaynak bulmak için bu yatırımları yapmak zorunda kalarak içinden çıkamayacağı bir kısır döngüye girebilirler.

basel_ii_7.gif

Şeffaflık, zorunluluk olmaktan öte bir kültürdür ve bu kültürün gelişmesi ancak reel ve finansal sektör temsilcilerinin benimsemesi ile olacaktır.

Derecelendirme (Rating) gerçeği KOBİ’lerce kabul edilmelidir.

Risk; ölçülebilmesi, karşılaştırılabilmesi ve bir gösterge olabilmesi açısından sayısallaştırılmalıdır. Bu sayısallaştırma işlemi “Derecelendirme” olarak adlandırılır. Derecelendirme, bir firmanın mali verilerinden yönetsel niteliklerine, geçmiş performanslarından gelecekteki projelerine kadar pek çok faktörün bir arada değerlendirilerek nihai bir nota ulaşılması anlamına gelmektedir. Derecelendirmenin sağlayacağı en büyük fayda, “Risk” kavramının herkes için aynı şeyi ifade eden bir araç haline getirilmesidir.

Risk ölçümünde ortak dilin gecikmesi iyi firmaları cezalandırmaya neden olacaktır.

Derecelendirme sisteminin yaygınlaşmasındaki gecikmeler bu ortak dilin gecikmesi anlamına gelir ki, sonuç “düşük” riskli firmaların kredilendirmedek avantajlardan yayarlanılması faydalandırılamaması ve bir anlamda cezalandırılması olacaktır. Daha düşük kredi fiyatları ancak iyi (yüksek) rating notunu almış firmalar için mümkün olacaktır.

Bugün pek çok banka derecelendirme sistemini oluşturmuş, müşterilerine birer kredi notu atamaya başlamış durumdadır. Ayrıca Türkiye Bankalar Birliği kapsamında oluşturulan çalışma grupları ile bankalardan bağımsız bir “Dış Derecelendirme Şirketi” kurulması yolunda araştırma ve çalışmalar yapılması istenmiştir. Tüm bu çalışmalar bir referans oluşturularak risklilik seviyesinin belirlenebilmesi amacıyla yapılmaktadır.

Mevcut durumda ağırlıklı olarak kullanılmakta olan teminatların sermaye ihtiyacı üzerine etkileri düşük kalacağı için bankalarca KOBİ’lerden daha güçlü teminatlar beklenebilecektir.

Standart yöntem için tercih edilen teminatlar:

- Nakit, mevduat veya mevduat sertifikası

- Altın

- Borçlanma senetleri – ratingine göre

- Borçlanma senetleri – rating yoksa (Likit ve bankalarca çıkartılmış)

- Ana endeksteki (IMKB 100) hisse senetleri

- Yatırım fonları

- Ana endeks dışında, fakat düzenlenmiş piyasalarda işlem gören senetler

- Ana endeks dışında, fakat düzenlenmiş piyasalarda işlem gören senetleri de barındıran fonlar

- Taşınmaz mal ipoteği*

Türkiye’de piyasada ağırlıkla tercih edilen teminatlar:

- Ortak kefaleti

- Grup şirketi kefaleti

- Müşteri çek ve senetleri

Kaldı ki, yeni yapıda teminatın birebir alınması yeterli olmayacak; teminatın fiyat, para birimi ve vade farklılığından meydana gelebilecek riskler ileri tekniklerle hesaplanacaktır

* İpotek karşılığı kredi’nin şartları ipoteğin ikamet amaçlı veya ticari amaçlı bir mülk üzerinde olmasına göre değişmektedir.

Konu, ileride daha ayrıntılı işlenmektedir.

Teminatlar konusu Basel II’ye göre henüz netlik kazanmış bir konu değildir. Dünyanın pek çok ülkesinde bu konuda tartışmalar devam etmekte ve Basel Komitesi söz konusu eleştirileri değerlendirmektedir.

Basel II kriterleri çerçevesinde bankaların kredi risklerini ölçmede kullanmaları için iki temel yöntem sunulmuştur. Bu yöntemler kolay ve risk duyarlılığı az olandan uygulaması zor fakat risk duyarlılığı yüksek olana doğrudur. Basel Komitesi ve pek çok ülkenin beklentisi bankaların en kolay yöntem ile risk ölçümlerine başlayıp deneyim kazandıkça ve yeterli şartları sağladıkça daha karmaşık ve hassas yöntemlere doğru yönelmesidir. Gelişimin, Türkiye’de de bu yönde olması, bankaların büyük bir çoğunluğunun en az bir kaç yıl boyunca standart yöntemi kullanması ve daha sonra içsel derecelendirme yöntemine geçmesi şeklinde olması beklenmektedir.

İçsel derecelendirme yöntemi teminatlar ile ilgili bir kısıtlama getirmezken, standart yöntem risk azaltıcı özelliğe sahip “uygun” teminatları saymıştır. Sayılan finansal teminatlar arasında, örneğin; gerçek müşteri çek ve senedi bulunmamaktadır. Bu durum, KOBİ’lerce teklif edilen ve yukarıdaki tabloda belirtilenler haricinde kalan teminatların bankanın sermaye yeterliliği üzerinde bir etki yaratmamasına ve fiyatlama avantajlarının kullanılamamasına neden olabilir.

Risklerin Ölçülmesi (KOBİ’lerin farkındalığı)

Yukarıda ifade edilenler KOBİ’lerin risklerinin ölçülebilmesi ve bu ölçümün sayısallaştırılması açısından çok önemlidir. Ancak, risklerin ölçülmesinde en önemli noktalardan biri KOBİ’lerin bu risklerinin “ne kadar farkında” olduğu ve bu riskleri azaltmak adına “neler yaptığı” dır.

Avrupa menşeli girdiler kullanarak yurtiçi piyasaya çalışan iki adet KOBİ (KOBİ A, KOBİ B) düşünelim.

KOBİ A : Hem alımları, hem de satışları vadeli olan KOBİ A, satış hasılatı ile TL cinsinden repo yapmakta, borçlarının vadesi geldikçe repodaki tutardan EURO’ya dönerek borçlarını ödemektedir.

KOBİ B : KOBİ A ile aynı koşullarda çalışmasına rağmen, vadeli satışlarını çek veya senet karşılığı yapmakta ve bu çek ve senetleri iskonto ettirerek EURO almaktadır.

İşleri gereği her iki KOBİ de “kur riski” taşımaktadır, çünkü alış ve satışları farklı para birimindendir (Alışlar EURO, Satışlar TL). Ancak KOBİ A bu kur riskini göz ardı ederken, KOBİ B riski ortadan kaldırmak için gelirlerini belli bir iskontoya razı olup daha erken tahsil etmekte ve ödemeleri ile aynı para biriminde tutmaktadır.

Diğer tüm koşulların sabit olduğu varsayıldığında kur riskinin farkında olan ve bu riskini yöneten KOBİ B bankalardan daha iyi fiyatlarla borçlanabilecektir.

Firmanın risklilik seviyesi ölçülürken sadece firmanın taşıdığı riskler değil, firmanın bu riskleri yönetmek adına neler yaptığı da göz önüne alınır. Neticede fiyatlama risklerin toplamı ve bu riskleri yönetebilmek adına yapılanların beraberce değerlendirilmesi ile bulunacak “Net” risk seviyesine bağlı olacaktır.

4. KOBİ’LERİN YAŞAYABİLECEĞİ ZORLUKLAR VE ÖNERİLER

Basel II'ye Geçiş Sürecinde KOBİ’lerin Yaşayabileceği Zorluklar

Değişime uyum için hala yeterli zaman var.

Basel II’nin getirdiği düzenlemelerin 2007 yılında yürürlüğe girmesi planlandığından, KOBİ’ler değişim amacıyla yatırım yapmaya başlamak için mutabakatın tamamlanmasını beklememelidir. Bunun yerine nerede eksiklikleri bulunduğunu analiz etmeli ve kritik iş planlarını hazırlamalıdırlar. KOBİ’lerin söz konusu hazırlık sürecinde karşılaşabilecekleri sorunlara aşağıda değinilmiştir.

a. KOBİ’lerin Finansman Sorunları

KOBİ’ler faaliyetlerini öncelikli olarak özkaynaklarıyla finanse etmekte, yetmediği noktadan itibaren ticari bankaları  kullanmaktadır.

Diğer finansman araçlarını ise göreceli olarak daha az tercih etmektedirler.

KOBİ’ler işletme faaliyetleri sırasında en çok finansman sorunlarıyla karşılaşmaktadırlar. Bu finansman sorunlarının temelinde KOBİ’lerin özsermaye yapılarının zayıflığı yatmaktadır. Bağımsız derecelendirme kuruluşları ile bankalar tarafından derecelendirmeye tabi tutulacak olan KOBİ’lerin değerlendirilecek olan özelliklerinin en başında sahip olduğu işletme sermayesi gelmektedir. Güçlü sermaye yapısına sahip KOBİ’lere verilen kredilerin maliyetleri diğer KOBİ’lere verilen kredilerle karşılaştırıldığında daha düşük olacaktır. Bu yapı doğal olarak güçlü sermayeli KOBİ’lere avantaj sağlayacaktır.

Yaşanan sermaye sorunlarıyla birlikte KOBİ’lerin yöneticilerinin finansman bilgilerinin yeterli olmaması ve bu konuda yetişmiş elemanlar istihdam edilmemesi de sorunu derinleştirmektedir. KOBİ’lerin hemen hepsinde sahip / yöneticiler teknik kökenli olduğundan, finansman ve muhasebe konusunda çok az bilgiye sahiptirler. Bu tür bilgileri, uzman kişilerden sağlama imkanları da sınırlı olmaktadır.

 basel_ii_8.gif

b. Şeffaflık Sorunları

Basel II’nin getirdiği yeniliklerin başında şeffaflık gelmektedir. Şeffaflık bankalar ve KOBİ’ler arasında sağlıklı bir işbirliğinin gerçekleşmesi için ön şart olarak görülmektedir.

Şeffaflık gerek KOBİ gerekse kurumsal firmaların sağlıklı bir derecelendirme ve dolayısıyla verimli bir kredi süreci yaşayabilmesi için finansal ve niteliksel bilgilerden oluşan gerekli tüm bilgilerini bankalara ve bağımsız derecelendirme kuruluşlarına zamanında, güvenilir ve yeterli bir şekilde sunmasını öngörmektedir.

KOBİ’lerimizin zaman zaman farklı merciler için farklı mali raporlar (bilanço, gelir-gider tabloları vb) üretmeleri sözkonusudur. KOBİ bilançolarının kredilendirmeye uygun olmaması (Negatif sermaye, bilançodaki zarar), kayıt dışı işlemlerin bulunması KOBİ’lerin derecelendirme aşamasında yaşayacağı zorlukların başında gelmektedir. İyi yönetilen, iyi finanse edilmiş ve gerekli tüm bilgileri zamanında ve yeterli bir şekilde

basel_ii_9.gif

sunabilen KOBİ’ler potansiyel olarak en iyi dereceyi almak suretiyle en iyi şartlarda kredilendirilme imkanına sahip olacaklardır. KOBİ’ler şeffaflığı artırmak için daha fazla finansal bilgi ile daha kapsamlı niteliksel bilgilerini bankalara sunabilmelidirler. Finansal bilgilerin yanısıra niteliksel bilgi ve faktörler de derecelendirme sürecinde dikkate alınmaktadır. Daha iyi bir derecelendirme notu alabilmek için KOBİ’lerin dikkat etmesi gereken bazı temel faaliyet ve özelliklere aşağıda yer verilmiştir:

  • Yönetim, yönetim yapısı ve personel
  • Amaçlar ve ürün / hizmet gelişimi
  • Muhasebe, kontrol ve risk yönetimi
  • Finansal yönetim
  • İç süreçler, ürün / hizmet ve teknoloji
  • Satış ve pazarlama faaliyetleri, pazar konumu, rekabet
  • Müşteriler ve tedarikçiler
  • Güvenilirlik ve açık iletişim.

Tüm bu bilgiler ışığında KOBİ’lerin şeffaf bir yapıya ulaşması sürecinde finans, zaman ve moralite ihtiyaçları bulunmaktadır.

c. Risk Bazlı Fiyatlama ve Teminatlandırma

Basel II uygulamalarıyla birlikte bankaların maruz oldukları riskleri daha iyi ölçmeleri beklenmektedir. Bunun için bankaların Risk bazlı fiyatlama, bankanın daha çok risk aldığı ürünlerde ve düşük dereceli müşterilerde daha yüksek fiyatlama yapması olarak yorumlanabilir. Kredinin türü, vadesi, tutarı da risk bazlı fiyatlamayı etkileyen diğer unsurlar olarak karşımıza çıkmaktadır.

Risk bazlı fiyatlamada zorlayıcı bir diğer unsur da kullandırılacak krediler için firmaların verecekleri teminatlardır. Basel II kapsamında kabul edilmesi öngörülen teminatlar aşağıda belirtilmiş olup, gerçek müşteri çek ve senetleri ile ortak ve grup şirketi kefaletleri teminat kapsamına alınmamıştır.risk bazlı fiyatlamayı da hayata geçirecekleri öngörülmektedir.

  • Nakit para
  • Altın
  • Ana endeksteki hisse senetleri
  • Mevduat veya mevduat sertifikası
  • Yatırım fonları
  • Borçlanma senetleri – (ratingine göre)
  • Borçlanma senetleri – (rating yoksa; likit ve bankalarca çıkartılmış)
  • Ana endeks dışında, fakat düzenlenmiş piyasalarda işlem gören senetler
  • Ana endeks dışında, fakat düzenlenmiş piyasalarda işlem gören senetleri de barındıran fonlar

Ayrıca Basel II uygulamaları kapsamında ticari emlak ipoteği karşılığı verilen kredilerin (fabrika, depo vb) teminat kapsamına alınması özel ve oldukça zorlayıcı şartlara bağlanmıştır. Diğer yandan teminatına ikamet amaçlı gayrimenkul ipoteği alınan kredilerin % 35 risk ağırlığıyla değerlendirilmesi planlanmaktadır. Kredi maliyetini etkileyecek anahtar faktörlerin başında KOBİ’lerin borçlu derecelendirme notu, bankaların içsel derecelendirme notu, kullandıkları kredi türü ile bankalara sunacakları teminatların kalitesi gelmektedir. Bu uygulamanın en önemli fakat KOBİ’ler için zorlayıcı özelliklerinden biri herhangi bir KOBİ’nin bankaların benzer risk ölçümleri nedeniyle her bankadan aynı kredi fiyatını alması olacaktır.

Basel II’ye Geçiş Sürecinde KOBİ’lere Öneriler

Türkiye ekonomisinde önemli yer tutan KOBİ'ler Avrupa Topluluğu’na giriş ve Basel II sürecinde, uluslararası rekabete hazır olmak zorundadırlar. Küçüklüklerinin kendilerine sağladığı esneklik ve uyum kabiliyetini en iyi şekilde değerlendirerek rekabet avantajı sağlayabilen işletmeler varlıklarını gelişerek sürdürebilecektir. Bunu sağlayamayan işletmeler ise gittikçe büyüyen sorunlarla başetmek zorunda kalacaklardır.

Basel II ile birlikte bankalar kredi tahsis etmeden önce şirketlerin finansal performansı kadar yönetişim performansıyla da ilgileneceklerdir. Bağımsız derecelendirme kuruluşları ve bankalardan finansal performansları ve yönetişim performansları yüksek olan KOBİ’ler daha iyi derecelendirme notları alarak daha düşük maliyetli kredi imkanına sahip olacaklardır. Böylece bankalar iyi yönetişim uygulamalarına ve finansal performansa sahip KOBİ’lere daha avantajlı kredi ve finansman olanakları sunacaklardır.

Kurumsal yönetişim kalitesi yükseldikçe, finansman imkanı ve likidite artmakta ve sermaye maliyeti düşmektedir. İyi yönetilen şirketler krizlerde sermaye piyasasından dışlanmayacak, krizleri daha kolay atlatabilecektir.

Söz konusu kurumsal yönetişimin temel kuralları arasında yer alan kavramlar KOBİ’lerin Basel II çerçevesinde öngörülen gelişimi ile paralellik arz etmektedir. Bu kavramlar:

Eşitlik: Tüm faaliyetlerde pay ve menfaat sahiplerine eşit davranılması.

Şeffaflık: Ticari sır dışında şirket ile ilgili finansal ve niteliksel bilgilerin, zamanında, doğru, eksiksiz ve tutarlı şekilde ilgili mercilere ve kamuoyuna duyurulması.

Hesap verebilirlik: Yönetimlerin pay sahiplerine/hissedarlara  hesap verme zorunluluğu.

Sorumluluk: Şirket yönetiminin tüm faaliyetinin mevzuata, ana sözleşmeye ve şirket içi düzenlemelere uygunluğu ve bunun denetlenmesidir.

Yapılması Gerekenler

  • Firmaların esas faaliyet konularında çalışması,
  • Kayıt dışı ekonominin kayıt içine alınması,
  • Faaliyetlerinden doğan risklerini kompanse (hedge) edecek finansal enstrümanların kullanılması,
  • KOBİ’lerin Basel II’nin öngördüğü teminat yapısına uyum sağlaması: Firmaların düşük maliyetli kredi kullanmalarına imkan sağlayacaktır.
  • KOBİ’lerin sermayelerini güçlendirmeleri: Bağımsız derecelendirme kuruluşlarından ve bankalardan alacakları derecelendirme notlarını yükselterek düşük maliyetli kredi olanakları sağlayacaktır.
  • Uluslararası kabul görmüş standartlarda, güvenilir mali tabloların üretilmesi,
  • Raporlama, veri tabanı konularında yeni teknolojik yatırımların tamamlanması,
  • Kurumsal yönetim kültürünün en üst yöneticiden tüm çalışanlara kadar yerleştirilmesi,
  • Risk yönetimi konusunda uzmanlaşmayı sağlamak üzere nitelikli insan kaynağına yatırım yapılması,
  • Karar almada her türlü riskin dikkate alınmasını sağlayan bir sistemin kurulması: Basel II ile öngörülen değişimlerin KOBİ’lere olan etkilerinin bilinmesi, KOBİ’lerin geleceğe dönük alacakları karar ve uygulamaların daha sağlıklı sonuçlar vermesini sağlayacaktır.

Diğer Finansman Teknikleri

Orta vadede Basel II çerçevesinde zorlayıcı faktörler, KOBİ’ler için alternatif finansman kaynakları yaratmayı şimdiye kadar olduğundan çok daha fazla önemli hale getirecektir. Bu bağlamda söz konusu alternatif kaynaklar şu şekilde özetlenebilir;

basel_ii_10.gif

Şu an için faktoring ve leasing gibi alternatif finansman metodları KOBİ’lerce yaygın olarak kullanılmaktadır. Bununla beraber pek çok KOBİ için dış yatırımcılarla tam veya kısmi ortaklıklar oluşturma en önemli yeni finansman kaynağını oluşturacaktır. Borsa üzerinde hisse senedi itfası ile finansman sağlama, kısmi büyüklüklerinden ve yürürlükte bulunan SPK mevzuatından dolayı pek çok KOBİ için henüz mümkün gözükmemektedir. Ortaklıklar oluşturmak ise, hemen hemen her tür KOBİ için uygundur. Tek önemli sorun bu işletmelerin kısmi de olsa, operatif işletme yönetimlerini ortaklarına açma zorunluluğunun olmasıdır. Doğal olarak bu tarz ortaklıkların yayılması ülkedeki kurumsal kültürle ve şirketleşme düzeyi ile yakından ilgilidir.

Diğer yandan 1991 yılında kurulan Kredi Garanti Fonu İşletme ve Araştırma A.Ş. (KGF) de KOBİ’ler için alternatif finansman seçeneklerinden biri haline gelmiştir. KGF Türkiye’nin bütün bölgelerindeki KOBİ’lerin kendisiyle anlaşma yapmış bankalardan kullandığı her türlü nakdi ve gayrinakdi krediye verdiği garanti/kefaletlerle teminat sağlamaktadır. KGF uygulamasından KOBİ’ler ile esnaf ve sanatkarlar ve genç girişimciler faydalanabilmektedir.

Böylece KOBİ’lerin banka kredileri kullanırken yaşayacakları teminat problemi KGF garanti/kefaleti ile giderilmekte, bu sayede KOBİ’lerin de banka kredileri kullanma imkanı artmaktadır.

Riskin paylaşımı ilkesine dayanan kredi garanti sistemi sayesinde daha geniş bir kesime, en düşük maliyetle, devamlı bir kredilendirme imkanı sağlanabilmektedir. Ayrıca KOBİ’lerin ihtiyacına göre, orta - uzun vadeli ve uygun koşullu kredi alabilmeleri kredi garantisi ile kolaylaşmaktadır.

Tüm bu yeni finansman alternatiflerinin yanında klasik anlamda banka kredileri KOBİ olarak tanımlanan işletmeler için temel finansman yolu olmaya devam edecektir.

5. SONUÇ

Basel II uygulamalarıyla birlikte hangi finansman yöntemi seçilmiş olursa olsun, bankaların kullandıkları İçsel Derecelendirme Yönteminde KOBİ’ler için kredi riski derecesine sahip olma zorunluluğu bulunmaktadır. Bir banka kredisi veya alternatif finansman kaynağı bulmak isteyen KOBİ’ler derecelendirme notuna sahip olmak zorundadırlar.

Basel II ile birlikte hem bankaların hem dış derecelendirme kuruluşlarının, niteliksel faktörlere önem vermesi öngörülmektedir. Bu niteliksel faktörlerin başında şirketin ürünlerinin kalitesi, pazar payı, üst yönetimin profesyonelliği sayılabilir. Diğer önem verilmesi istenen parametre ise şirketin sermaye yapısının sergilediği özelliklerdir. Eğer şirket sağlam bir finansal yapı sergiliyorsa riski daha düşük olacağından daha yüksek bir rating kategorisine atanarak daha düşük maliyetli kredi imkanlarına sahip olacaktır.

Bankalar kredilendirme için artık tahmin ve varsayım değil şeffaf mali tablolar istiyor.

Tüm derecelendirme yöntemlerinin gereksinim duyduğu esas dayanak finansal raporların şeffaflığıdır. Bu nokta KOBİ’ler için ciddi sorunları beraberinde getirmektedir. Türkiye’de KOBİ kategorisine giren veya kurumsal anlamda değerlendirilebilecek pekçok işletmenin finansal tabloları uluslararası standartlarda denetlenmemekte, şirketlerin yönetimi kurumsallaşmadan oldukça uzak yaklaşımlar sergilemektedir. Bu açıdan değerlendirildiğinde Basel II uygulamalarının bankalarla birlikte reel sektördeki şirketlerin finansal olarak işleyi

Basel II uses a "three pillars" concept – (1) minimum capital requirements (addressing risk), (2) supervisory review and (3) market discipline – to promote greater stability in the financial system.

The Basel I accord dealt with only parts of each of these pillars. For example: with respect to the first Basel II pillar, only one risk, credit risk, was dealt with in a simple manner while market risk was an afterthought; operational risk was not dealt with at all.

The first pillar

The first pillar deals with maintenance of regulatory capital calculated for three major components of risk that a bank faces: credit risk, operational risk and market risk. Other risks are not considered fully quantifiable at this stage.

The credit risk component can be calculated in three different ways of varying degree of sophistication, namely standardized approach, Foundation IRB and Advanced IRB. IRB stands for "Internal Rating-Based Approach".

For operational risk, there are three different approaches - basic indicator approach or BIA, standardized approach or STA, and advanced measurement approach or AMA.

For market risk the preferred approach is VaR (value at risk).

The second pillar

The second pillar deals with the regulatory response to the first pillar, giving regulators much improved 'tools' over those available to them under Basel I. It also provides a framework for dealing with all the other risks a bank may face, such as systemic risk, pension risk, concentration risk, strategic risk, reputation risk, liquidity risk and legal risk, which the accord combines under the title of residual risk.

The third pillar

The third pillar greatly increases the disclosures that the bank must make. This is designed to allow the market to have a better picture of the overall risk position of the bank and to allow the counterparties of the bank to price and deal appropriately.

Criticisms

There are many criticisms that are made of Basel II. These include that the more sophisticated risk measures unfairly advantage the larger banks that are able to implement them and, from the same perspective, that the developing countries generally also do not have these banks and that Basel II will disadvantage the economically marginalized by restricting their access to credit or by making it more expensive.

The first of these is a valid point, but it is difficult to see how this can be overcome. More risk sensitive risk measures were required for the larger, more sophisticated banks and, while the less sophisticated measures are simpler to calculate, due to their lower risk sensitivity they need to be more conservative.

The second criticism has elements of truth; the better credit risks will be advantaged as banks move towards true pricing for risk. Experience with these systems in the United States and the United Kingdom, however, shows that the improved risk sensitivity means that banks are more willing to lend to higher risk borrowers, just with higher prices. Borrowers previously 'locked out' of the banking system have a chance to establish a good credit history.

A more serious criticism is that the operation of Basel II will lead to a more pronounced business cycle. This criticism arises because the credit models used for pillar 1 compliance typically use a one year time horizon. This would mean that, during a downturn in the business cycle, banks would need to reduce lending as their models forecast increased losses, increasing the magnitude of the downturn.

Essentially this once again gives rise the question, whether Probability of Default ("PD") and Loss Given Default ("LGD") (the first one an indicator for the probability of incurring loss, the second an indicator for the severity of loss) are really pairwise independent as the credit risk model, which Basel II is based on, does assume or if, as part of the available research data on long running US debt seems to show, there are significant correlation effects to be observed. Settling this matter will stay on the agenda of researchers in the field for years to come.

Regulators should be aware of this risk and can be expected to include it in their assessment of the bank models used.

September 2005 update

On September 30, 2005, the four US Federal banking agencies (the Office of the Comptroller of the Currency, the Board of Governors of the Federal Reserve System, the Federal Deposit Insurance Corporation, and the Office of Thrift Supervision) announced their revised plans for the U.S. implementation of the Basel II accord. This delays implementation of the accord for US banks by 12 months.

November 2005 update

On November 15, 2005, the committee released a revised version of the Accord, incorporating changes to the calculations for market risk and the treatment of double default effects. These changes had been flagged well in advance, as part of a paper released in July 2005.

July 2006 update

On July 4, 2006, the committee released a comprehensive version of the Accord, incorporating the June 2004 Basel II Framework, the elements of the 1988 Accord that were not revised during the Basel II process, the 1996 Amendment to the Capital Accord to Incorporate Market Risks, and the November 2005 paper on Basel II: International Convergence of Capital Measurement and Capital Standards: A Revised Framework. No new elements have been introduced in this compilation. This version is now the current version.

November 2007 update

On November 1, 2007, the Office of the Comptroller of the Currency (U.S. Department of the Treasury) approved a final rule implementing the advanced approaches of the Basel II Capital Accord. This rule establishes regulatory and supervisory expectations for credit risk, through the Internal Ratings Based Approach (IRB), and operational risk, through the Advanced Measurement Approach (AMA), and articulates enhanced standards for the supervisory review of capital adequacy and public disclosures for the largest U.S. banks.

Basel II and the regulators

One of the most difficult aspects of implementing an international agreement is the need to accommodate differing cultures, varying structural models, and the complexities of public policy and existing regulation. Banks’ senior management will determine corporate strategy, as well as the country in which to base a particular type of business, based in part on how Basel II is ultimately interpreted by various countries' legislatures and regulators.

To assist banks operating with multiple reporting requirements for different regulators according to geographic location, there are several software applications available. These include capital calculation engines and extend to automated reporting solutions which include the reports required under COREP/FINREP.

Implementation progress

Regulators in most jurisdictions around the world plan to implement the new Accord, but with widely varying timelines and use of the varying methodologies being restricted. The United States of America's various regulators have agreed on a final approach. They have required the Internal Ratings-Based approach for the largest banks, and the standardized approach will not be available to anyone. In India, the RBI has implemented the Basel II norms.

In response to a questionnaire released by the Financial Stability Institute (FSI), 95 national regulators indicated they were to implement Basel II, in some form or another, by 2015.

The European Union has already implemented the Accord via the EU Capital Requirements Directives and many European banks already report their capital adequacy ratios according to the new system. All the credit institutions will adopt it by 2008.