[Bu yazı http://www.yalcinguran.com/2007_04_01_archive.html sitesinden alıntıdır]
Belki artık duymaktan bıktınız, ancak yağlar konusunda bilimin söyleyeceklerine kulak vermelisiniz. Yıllardır zihnimizde yer eden, sıvı yağlar zararsız katı yağlar zararlı düşüncesini yıkmanın zamanı geldi geçiyor.
Şimdi son gelişmeler ışığında yeniden yağlara bir göz atalım. Sıvı yağların tamamının sağlıklı ya da en azından zararsız olduğu kesinlikle doğru değil. En başta ayçiçek yağı olmak üzere mısır yağı ve soya yağında bazı sorunlar var. Birincisi bu yağlar rafine edilirken yüksek ısıya maruz kaldıkları için yağların bir kısmı oksitleniyor ve yağların yapısı bozuluyor, bu bozulma ile trans yağ miktarı artıyor. Bu nedenle tüketimlerinin mümkün olduğunca kısıtlanması gerekiyor. Soya yağı ile ilgili sorun biraz daha farklı; soya bitkisi içinde bol miktarda fitoöstrojen içerir ve bu maddeler özellikle erkeklerde uzun dönemde bazı olumsuzluklara neden olabilir. Uzak Asyanın temel yiyeceklerinden bir tanesi soyadır. Bu bölgenin erkeklerinin ortalamanın altında kıllı olmaları ve seslerinin ince olmasının bir nedeni olarak bu soyanın içindeki kadınlık hormonu olduğu kabul edilir. Bu nedenle bilindiği kadar sağlıklı bir ürün değildir.
Gelelim tüm katı yağlar zararlıdır kandırmacasına. Medya ve televizyonların da etkisi ile yıllardır iki şeyden kaçtık; tereyağı ve hayvan yağları. Öyle ki yumurta gibi dünyanın en mükemmel besinlerinden bir tanesi bile bir dönem içindeki kolesterolden dolayı kötü olarak algılandı. Oysa sonra iki şeyin farkına vardık: Birincisi diyetle alınan kolesterol miktarı ile kan kolesterolü arasında çok az ilişki vardı. Yani yediklerimiz kan kolesterol düzeyine etki etmiyordu.
İkincisi tereyağı ve hayvan yağları katı olduğu için gidip damarlarımıza yapışıyor ve onları tıkıyor zannettik. Çünkü bu yağlar katı idi ve vücutta da kolaylıkla katı hale gelebilirdi. Oysa gerçek öyle değildir. Bu iki tip yağ doğal yağlardır ve kesinlikle makul düzeyde tüketilmelerinde hiçbir sakınca yoktur. Sadece yağlar yüksek kalori içerdikleri için miktarına bu nedenle dikkat edilmelidir. Gerçekten yüksek düzeyde hayvan yağı tüketen toplumlarda kalp hastalığı riskinin hiç de yüksek olmadığı ancak bu toplumların genel beslenme alışkanlıklarının da tamamen doğal olduğu ve bizler gibi rafine gıdalar yemedikleri de unutulmamalıdır. En düşman yağ listesinin birinci sırasında ise bir değişiklik yok ve margarinler sağlığa zarar konusunda birinciliği kimseye kaptırmıyor. Margarin insanoğlunun en tehlikeli ve zararlı buluşlarından bir tanesidir. Ancak medyanın gücü bize bu canavarı dahi masum gösterebilmektedir. Margarinleri hangi vakıf desteklerse desteklesin, içine ilave ne konursa konsun listedeki yerleri değişmeyecektir.
Yaşasın tereyağı !
1/7/2008Takke düştü, margarin göründü, bir nesil margarinle çürüdü! Artık gönül rahatlığıyla tereyağı yiyebilirsiniz. Kalp hastalarına uzun yıllardır yasaklı tereyağı aklandı! Kalbe zarar veren asıl suçlu ise teşhis edildi. iyibilgi.com’da yayınlanan bu yazıyı mutlaka okuyun.
Yaşasın tereyağı!
Hangi yağ daha sağlıklı? Bitmek bilmeyen bir tartışma bu. 90 yaşına kadar kuyrukyağı, tereyağı yiyen dedelere mi inanmak lazım, hayvansal yağlar kolesterol yapar diyerek doktorları, kalp vakıflarını dahi etkilemiş olan margarin lobisine mi?
Margarin kuşağı
Türk mutfağı uzun yıllardır margarin istilası altında. Margarinin ülkemize giriş hikayesi 28.03.2004 tarihli Sabah gazetesinde şu sözlerle anlatılıyor: “Türk halkı için bir dönem margarinin tek bir adı vardı o da Vita. Sarı kutusu içindeki Vita hemen her evde bulunurdu. Vatandaşın zihnine öyle bir yerleşti ki, yıllar boyunca tüm margarinlerin ortak adı Vita oldu”.
O yıllarda Vita`nın reklamlarına dönemin Türk Sanat Müziği`nin ünlü ses sanatçılarından Güzide Kasacı çıkıyordu. Kasacı, meşhur kahkahasının eşliğinde Vita ile türlü pişirirdi. Vita`nın Türkiye`de bu denli tutması aslında üretici şirket Unilever`in yöneticilerini de çok şaşırtmış. Öyle ki Unilever`in tarihçesinde dönüm noktaları arasında yer alıyor.
O dönem şöyle anlatılıyor: "Vita`nın Türkiye`de üretilip satılmaya başlanması bir Uzakdoğu gezisinden dönen iki Unilever yöneticisinin İstanbul`a uğraması ile gündeme gedi. Küçük bir araştırmayla Türkiye`de margarin ihtiyacı saptandı. Ardından Unilever ile Türkiye İş Bankası arasında kurulan ortaklık için gerekli izin belgesi hükümet tarafından imzalandı ve 5 Ocak 1953 yılında Bakırköy Margarin Fabrikası üretime geçti. Açılışta dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar da vardı. Haftada 50 ton Vita, 20 ton Sana üretimi başladı." Ancak Vita kısa sürede Sana`yı sollayıp geçti. Bu 1970`e kadar böyle devam etti. 1970`te Unilever`in tarihçisinde "önemli bir gün" diye şu not düşüldü: "İlk defa Sana üretimi, Vita üretimini geçti!"
Sana ve Vita imdadımıza yetişir...
Güzel mahallelerimizde sardunyalarımızı diktiğimiz sarı tenekeli Vita ve uğruna kuyruklarda beklediğimiz Sana işte böyle girdi hayatımıza. 50’lerde 60’larda yaşayıp da margarine dokunmamış olan yok gibi. Hatta film yönetmeni Ömer Lütfü Akad margarinin o yıllarda filmini çekmiş: "Tarladan Fabrikaya Bitkisel Yağın Elde Edilişi" isimli bir belgesel...
Unilever Magazin’in Nisan-Mayıs 2003 sayısındaki söyleşisinde Akad, o senelerdeki margarin çılgınlığını çok güzel özetliyor: “O yıllarda Sana ve Vita yağları vardı. Biz hem Sana'yı hem de Vita'yı kullanıyorduk. Başka yağ da yoktu zaten. O zamanlar Türkiye'de ciddi yağ sıkıntısı çekiliyordu. Tereyağı kullanma alışkanlığı yerini yavaş yavaş margarine vermeye başlamıştı. Margarin çıkmadan önce çoğunlukla Urfa ve Trabzon tipi yağları kullanıyorduk. Bir de zeytinyağı kullanıyorduk. O zamanlarda ülkeye bu yağlar yetmez oldu. Urfa ve Trabzon yörelerinden de yağlar gelmez olmuştu. Bu yağ ihtiyacına Sana ve Vita yetişti.”
Yemek dergileri ve gazeteler de imdada yetişir...
90’lı yılların başında Türkiye’nin ilk yemek dergisi çıktığında sevinçten havalara uçtum. Almanyalardan kırk yılda bir sipariş edebildiğimiz dergilerin yerli versiyonu olacaktı.
Gerçekten de Alman dergilerinin yerli versiyonu oldu ilk yemek dergimiz “Mutfak Rehberi”. İki Alman yemek dergisiyle yapılan işbirliği oradan tariflerin tercüme edilmesine ve diaların aynen kullanılmasına olanak sağlamıştı. Alman dergilerinden tercüme yapılırken değiştirilen bir kalem vardı... Orijinal dergideki “tereyağı” Türkçe tercümede “margarin”e dönüştürülüyordu. O dönem derginin patronlarından Emel Başdoğan margarine duyulan bu sempatinin tamamen duygusal olduğunu “Bize tereyağı firmaları değil, margarinciler reklam veriyor. Tabi ki tariflerimizde margarin yazacağız.” diyerek ifade etmiştir.
Daha sonra çıkan Sofra, Lezzet gibi önemli yemek dergileri de margarin modasının sıkı takipçileri olmuşlardır. Gazetelerdeki yemek yazarları da margarinli tariflerin lale devrine katkıda bulunurlar. Gazeteler margarinli tarifler dağıtırlar. Ünlü gurmeler margarinli tariflerin verildiği şahane kitapçıklar hazırlarlar. Margarin kulakçıkları kesilir, kitapçıklar alınır.
Doğal olarak, komşular arasındaki tarif alışverişlerinde de hangi marka margarinin kullanıldığı yazılır. Koskoca yemek yazarlarından iyi mi bilecektir ev hanımları?
Yağsız doktorlar...
Ülkemizde margarinin bu kadar sevilmesinde yemek dergileri, gazetelerdeki yemek tarifleri ne kadar rol oynadıysa, beslenme uzmanları ve doktorlar da o kadar oynadı. Yağsız süt, yağsız yoğurt, yağsız kırmızı et, beyaz et, hindi eti yememizi tavsiye etti beslenme uzmanları.
Doktorlar da yağsız hayatın sözcülüğünü üstlendiler. Hastalarına margarin yemelerini önerdiler.
Margarin iyice içimize işlerken tereyağı sessiz sedasız demode, tutucu sofralarda tutunmaya çalışmıştır.
Tereyağı kullanan pastane kaldı mı?
Aslında evde hangi yağı kullandığınız o kadar da önemli değil! Dışarıda yediğimiz hemen her şey kötü yağlarla yapılıyor çünkü (Kötü yağlar derken hangilerini kastettiğimizi Serkan Yimsel’in kitabından aşağıda verdiğimiz bölümde okuyacaksınız).
Tereyağıyla kıyaslandığında margarin çok daha ucuz. Buzdolabında yer ayırmak da gerekmiyor; oda sıcaklığında saklanabiliyor. Hal böyle olunca kendi yağlarında kavrulan küçük pastanelerin, margarine neden yöneldikleri anlaşılıyor.
Peki ya köklü pastaneler, ünü İstanbul’u aşmış yerler? İstanbul’un en ünlü pastanelerinden biri de Taksim’deki Gezi Pastanesi’dir. Geçen sene, “Hangi ürünlerinizde tereyağı kullanıyorsunuz?” diye sorduğumda sadece kruasanı göstermişlerdi. Ya Beyaz Fırın? Kardeşimin çok sevdiği bir poğaçası varmış, birlikte gittik dükkana. Gerçekten güzel yapmışlar. Hemen kasiyere soruyorum poğaçada ne yağı olduğunu. Margarin kullanıyorlarmış. Gerekçe de müşterilerin tereyağı kokusundan hoşlanmamaları...
“Kokuyor, pahalı” demeden sadece ve sadece tereyağı kullanan dürüst yerler de var. Beşiktaş’taki Kafadaroğlu Baklavacısı, Erenköy’deki Develi Kayseri Evi aklıma ilk gelenler...
New York’ta bir iki sene içinde lokanta-pastane gibi yerlerde trans yağların kullanımı tamamen yasaklanacak. Darısı Türkiye’nin de başına...
Margarin kullandıkları için sadece pastaneleri suçlamak haksızlık olur. Hidrojenize nebati yağ, trans yağ isimleriyle malzemeler listesinde margarine yer veren birçok ürün var; bisküvi, cips, kek gibi.
Trans yağların foyası
Dr. Mary Enig 1978 tarihli bir makalesinde trans yağlarla (margarin de bir çeşit trans yağ) kanser hastalığının bağlantılı olabileceğini yazdığında Amerikan Yenilebilir Yağlar Enstitüsü’nden iki tane “siyah giyinmiş adam” büyük bir öfkeyle Enig’i ziyarete gelirler. Trans yağ lobisinin adamları “ Onunki gibi makalelerin yayınlanmasını önlemek için dikkat kesildiklerini, bu atın nasıl olup da ahırdan kaçmış olduğunu anlamadıklarını” söylerler.
Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), Enig’in 30 yıl önce söylediklerini yeni yeni kabul ediyor. Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi trans yağların kalp hastalığına neden olduğunu buldu. Harvard Tıp Okulu’ndan Dr. Walter Willet ise her yıl 30 bin kişiyi trans yağların öldürdüğünü hesaplamış. Henüz kanıtlanmamış bazı araştırmalar trans yağlarla Tip2 diyabet ve astım hastalıklarını ilişkilendiriyor. Bazı araştırmalarsa trans yağların anne karnındaki bebek gelişimini olumsuz yönde etkilediğini gösteriyor.
Tereyağı, kuyruk yağı ve iç yağına dönüş
Birçok uzman artık gönül rahatlığıyla doymuş yağ içeren tereyağı, kaymak, etlerdeki yağ gibi yağları yiyebileceğimizi söylüyor.
Ülkemizde besinleri, vitaminleri ilaç niyetine kullanan devrimci bilim adamı, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Beslenme ve Metabolizma uzmanı Prof. Dr.Ahmet Aydın tereyağı, kuyruk yağı, iç yağı ve sızma zeytinyağı öneriyor.
Trans yağlar olarak da bilinen hidrojene edilmiş nebati yağların bugünden itibaren New York'ta tamamen yasaklandığı bildirildi.
New York Belediyesi Sağlık Dairesinden yapılan açıklamada, tüm gıdalardaki trans yağ miktarının porsiyon başına 0,5 gramdan az olması gerektiği belirtildi.
Açıklamada, geçen yıl yürürlüğe giren ve lokantalarda kullanılan kızartma yağlarını kapsayan kuralların bugünden itibaren, başta ekmek fırınları ve pastanelerde kullanılan yağlar olmak üzere diğer gıda sektörlerini de kapsayacak şekilde genişletildiği ifade edildi.
http://www.cnnturk.com/SAGLIK/haber_detay.asp?PID=164&haberID=476049
Margarin reklam kampanyasını etik ve doğru bulmadıklarını belirten diyetisyenler margarin reklam kampanyası ile ilgili uyarı ve görüşlerini açıkladılar. Diyetisyenler tarafından yapılan açıklamada ikisi diyetisyen birisi akademisyen olmak üzere meslek camialarından üç kişinin margarin reklam kampanyasında yer almalarının etik ve doğru olmadığı vurgulanıyor. Reklamda yer alan kişilerle margarinle ilgili sitede yayımlanan verileri sağlayan diğer akademisyenin tüm diyetisyenleri temsil etmediklerini ve edemeyeceklerini söyleyen diyetisyenler, bu kişilerin 'Diyetisyenler margarin öneriyor!' şeklinde yanlış bir algılamaya neden olduklarını ve tüm diyetisyenleri artık margarin destekçisi gibi doğru olmayan bir konuma haksız yere düşürdüklerini belirtiyorlar. Diyetisyenler margarin hakkındaki görüşlerinin değişmediğini ve margarin tüketimine ihtiyatla yaklaşılması gerektiğinin altını çiziyorlar.
Diyetisyenlerin açıklamasının tamamı ise şöyle:
Aşağıda adı yazılı diyetisyenler olarak margarin reklam kampanyası ile ilgili uyarı ve görüşlerimizi halkımıza duyuruyoruz:
1) Diyetisyenlerin margarin reklam kampanyasında yer almasını etik ve doğru bulmuyoruz.
2) Bir ürünle ilgili yenilik ve gelişmelerin dikkatle izlenmesinin önemli olduğunu ancak bu konulara dikkatle yaklaşılması ve yeniliklerin abartılı bir şekilde aktarılarak halkın kafasının karıştırılmaması gerektiğini bir diyetisyenlik ilkesi olarak kabul ediyoruz.
3) Yağ tüketimini teşvik edici hele üzerinde tartışma olan bir ürünü 'sağlıklı ve artık istediğiniz kadar tüketebilirsiniz!' anlamı çıkmasına neden olan bir mesajın reklamda yer alan diyetisyenler aracılığıyla verilmesinin halk sağlığı açısından ciddi riskler oluşturması olasılığının yüksek olduğunu düşünüyoruz.
4) Reklamda yer alan beslenme uzmanı sıfatı kullanan iki diyetisyen ve bir akademisyenin 'Diyetisyenler margarin öneriyor!' şeklinde yanlış bir algılamaya neden olduklarını ve tüm diyetisyenleri artık margarin destekçisi gibi doğru olmayan bir konuma haksız yere düşürdükleri kanısındayız.
5) Margarin reklamında yer alan ikisi diyetisyen diğeri ise aynı camiadan bir akademisyenin, margarinle ilgili sitede verileri sağlayan diğer akademisyenin
tüm diyetisyenleri temsil etmediklerini ve edemeyeceklerini, reklamda ve medyada söylediklerinin, oluşturdukları imajın tüm diyetisyenleri bağlamayacağını, bu kampanyada yer almalarının kendi kişisel iş ve tercihleri olduğunu bildirmeyi bir görev sayıyoruz.
6) Trans yağ azaltma çalışmasının ve yüzde bir oranının altına indirilmesinin margarinle ilgili olumlu bir gelişme olduğunu ancak
• Trans yağın tamamen sıfırlandığı gibi bir anlam çıkarılmaması gerektiğini ve henüz tüm margarinlerde özellikle sanayi tipi margarinlerde bu yeni teknolojinin kullanılmadığını
• Kalp damar hastalıkları riski oluşturma olasılığı olan aterojenik doymuş yağ asitlerinin margarinde hala var olduğunu
• Omega 3 ve Omega 6 yağ asitlerinin hangi cins ve miktarlarda hangi koşul ve durumlarda ne etki yaptığı bilgisiyle margarindeki Omega 3 ve Omega 6 yağ asitlerinin etkisini dikkatlice incelemek gerektiğini
• Henüz ortada sadece literatür bilgilerinin olduğunu, margarinde iyileştirme olarak iddia edilen konularda ülkemizle ilgili klinik çalışma ve verilerin henüz olmadığının dikkate alınmasını görüşlerimiz olarak paylaşıyoruz.
7) Biz diyetisyenler bir ürünü çok özel koşullar dışında yasaklamadığımız gibi hiçbir gıdayı da gerektiğinden fazla tüketmeyi hiçbir zaman önermiyoruz. Sağlıklı ürünleri öne çıkarmaya çalışıyoruz. Halk sağlığı açısından baktığımızda günlük enerji gereksiniminin sağlanmasında; yağların oranının yüzde 30 – 35’i geçmemesi, yağ kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve doymuş yağlarla margarinin % 8'den, tekli doymamış yağ içeren yağların % 17'den, çoklu doymamış yağ içeren yağların ise % 10'dan fazla tüketilmemesi gerekiyor. Bu noktadan hareketle margarin hakkındaki görüşlerimizin değişmediğini ve margarin tüketimine ihtiyatla yaklaşılması gerektiğini vurguluyoruz.
Bu görüşlerimizi diyetisyenler olarak paylaşmayı sorumluluk olarak kabul ediyoruz.
Aslı Gubari (Levent), Asude Elçi Karnap, Ayça Peker, Aydan Ercan, Aydan Lodos Altıngök, Aykut Büyükekmekçi, Ayse Altın, Aysen Arıcan, Ayşe Acar, Ayşe Gül Bağcı, Ayşenur Aksungur, Ayşenur Rünyan, Barış Öztürk, Betül Evrensel, Beyhan E. Kadıoğlu, Burcu Cömert, Can Ergün, Cemile Çakmakçı, Çiğdem Çimen, Deniz Ersan, Deniz Şafak Akçayoğlu, Dilek Sezen, Duygu Candemir Gölgeyen, Duygu Yazar, Ebru Zeyrek, Ece Nurveren Yeler, Elif Temuçin, Elif Özer Akyıldızlar, Emel Tosun, Erkan Erdal, Esra Aran, Esra Kocamış, Ezgi Sakar, Fatma Gül Yılmaz, Feryal Toplu, Feyhan Ulukan, Filiz Özcan, Gamze Ganiyusufoğlu, Gamze Kaçar, Gamze Urcu Fidancı, Göksu Kepçeli, Gönül Atmacalı, Gülen Akboyar, Gülseren Kaya Gündüz, Gülşah Altunkeser, Güneş Akyıl Aynacı, H.İbrahim Koç, Halide Gör, Halil Çorlu, Hamide Uzun Ataman, Hayriye Manav, Hülya Uzar, İbrahim Kalkışım, İlkay Aydın, İlknur Toraman, İpek Ağaca, İrem Kaya, Kadir Ali Tuncer, Lale Özbek, M.Elif Yavuz, Mehtap Tosun Zaman, Melis Baban, Meltem Üney, Merve Özdilek, Merve Tığlı, Mihriban Yüksel Korkmaz, Muhammed Yılmaz, Murat Urhan, Müge Özyurt, Mürşide Başer Özener, Nazan Eşgin, Nesil Gören, Nesli Arpacı, Nesrin Artan, Nesrin Özmen, Nezahat Peker, Nilgün Seremet, Nilhan Orman, Nuray Çelebi, Nurhan Yalman, Olgu Azizoğlu, Özlem Uzcan Duran, Öznur Yıldız, Pınar Akkuzu, Sebahat Şahan, Seda Bahtiyar Tatay, Sedef Ünalp, Selma Önelge Gür, Semra Eroğlu, Serap Güneş, Seven Aktaş, Seyhan Çan, Sezen Kovalı Ballı, Sibel Kopuz, Şöhret Ercen, Şükran Alpargın, Tuba Erkal, Tuba Üstel, Ülker Erman, Ümit Akat, Ümit Hışır, Yasemin Toka, Yekbu Köseoğlu, Yeşim Cerrahoğlu, Zerrin Aydın, Zeynep Funda Korkmazgil, Zeynep Serinsöz, Zeynep Tatar, Zuhal (Tulum) Kaya, Zühre Alagöz Parry
Nasıl kanser olunur?
6/5/2008NASIL KANSER OLUNUR?
05 Mart 2008 Çarşamba 10:28
"Gerçekleri açıklarsam Türkiye sarsılır" diyen Prof. Topuz, öyle şeyler söyledi ki; göz göre kanser oluyoruz...
'Gerçekleri anlatırsam Türkiye sarsılır'
..
Esra Ceyhan'ın Kanal D'deki programına konuk olan İ.Ü. Onkoloji Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Erkan Topuz, yine herkesi ekran başına kilitleyen açıklamalar yaptı.
Topuz, kanserle mücadelenin anne karnında başladığına dikkat çekerek hamile kadınların ve bebek sahibi insanların evde dikkat etmeleri gereken noktaları anlattı.
Erkan Topuz, bulaşık deterjanlarından, halıların temizliğine kadar çok önemli ayrıntılardan bahsetti. "Benim mücadelem bu yaştan sonra halkımızı kanserden korumaktır. Kanser tedavisi sonra geliyor. Bir korunma bin tedaviden evladır. Bunları ilk defa duyuyorsunuz ama gerçek bunlar. Ben bunları kendimi bu işe adadığım için anlatıyorum. Bu anlattıklarımı Türkiye ilk defa duyuyor. Belki dünyada da çok az duyan vardır" diyen Prof. Dr. Erkan Topuz, herkesi şaşırtan açıklamalar yaptı.
"Ben gerçekleri anlatıyorum. Ama çok fazla anlatmıyorum çünkü her şey sarsılabilir Türkiye'de" diyen Topuz'un sarsıcı açıklamaları şöyle:
-Evde sokakta giydiğimiz ayakkabılarla dolaşmamalılar. Eğer evde ayakkabı ile geziyorsak dışarıdan geldiğimiz ayakkabıları çıkartıp başka bir ayakkabı giymeliler. Çünkü dışarıdan giydiğimiz ayakkabı ile eve soktuğumuz pestisitler kanserin en önemli sebeplerinden bir tanesidir. (Pestisit: Tarım ürünleri, kimyasallar, egzozdan çıkan gazlar vs)
-Kanserle mücadele anne karnında başlıyor. Anne adayları aşırı miktarda vitamin almaktan kaçınsınlar. Çünkü bilinçsizce alınınca vitaminin içindeki kobalt, bazı aşırı miktarda minareller... Doktor bir tane yut diyordur ama çocuk gelişsin diye bir kaç tane yutuyorlar. Bu çocukta birikime sebep olabilir ve kansere neden olabilir.
-Gökkuşağının 7 rengini, ne buluyorlarsa, hepsinden günde en azından 3-5 tane yesinler. Her bir renkte bir şeyler var.
-Kırmızı et alsınlar gebeler haftada 2 kere. Özellikle balıkla beslensinler. Sağlıklı bir insanın kansere yakalanmaması için, bebeğin daha anne rahmindeyken vücudunun direncinin artması ve zehirleri alarak bağışıklık sisteminin bozulmaması lazım.
-En tehlikeli yer halıdır. Halı bütün pestisitleri tutar. Bu nedenle halıların temizliğine dikkat ediniz. Kesinlikle deterjanla temizlemeyin. Sirkeli su ile silin.
-Deterjan kullanınca muhakkak eldiven kullanın. Plastik eldiven kullanmayın, içine izci eldiveni giyin. Çünkü deterjanlar alerjiktir ve ufak dozlarda alındığı takdirde kronik olarak kanserojendir. (İzci eldiveni: Pamuk eldiven)
-Bulaşık makinasında kullandığınız deterjan da petrol ürünüdür, kanserojendir. Ne kadar yıkarsa yıkansın kalıntılar kalabilir. Eğer sağlığınızı düşünüyorsanız çıkardığınız bulaşıkları sirkeli suyla ya da limonlu suyla silin.
-Her türlü deterjandan kaçınız. Devamlı olarak zeytinyağı ve defne sabununu seçiniz. Ellerinizi, vücudunuzu hakiki zeytinyağ, defne veya fıstık yağından yapılan hakiki sabunlar da seçilebilir. Bunları örnek olarak söylüyorum. Deterjandan kaçıyoruz ve çok aşırı miktarda suyla duruluyoruz.
-Beyaz olan her türlü iç çamaşırınızı muhakkak yeni aldığınızda en az 2 kere kaynatınız. Çünkü bunlar beyazlatılmak için kanserojen maddelerle yıkanıyor.
-Oda spreyleri doğrudan doğruya petrol menşeli. Zehiri soluyorsunuz. Akciğerinize geçiyor ve dolaylı olarak bağışıklık sisteminizi bozuyor.
-Sebzeleri mevsiminde dondurup saklamakta fayda var. Yalnız bir kez çözülünce onu muhakkak pişirin. Mikro dalgada bir kere ısıtın. Ateşte ısıttıklarımızda ise bir kere ısıtınız. Çünkü bir dahaki sefere değeri ölür. DNA'yı bozar. DNA kırılması da kanserojene yol açar.
-Radyasyon kronik olarak kansere en çok yaklaştıran faktörlerden biridir. Televizyondan çok uzak duralım.
-Çocuklarınıza haftada 2 kez balık çorbası içirin ama içine zerdeçal koymak suretiyle. Soğan, sarımsak ve o mevsimin sebzesiyle yapmalısız. Çocuk anne karnındayken bu terbiyeyi almaya başlamalı.
-Gebeler haftada 1 kilo balık tüketmeli. Bu miktarın üzerinde balık tüketilmesine karşıyız. Çünkü en steril balıkta bile az civarda civa vardır. Bu balıklar dip balıkları olmamalı. Somon veya yüzey balığı, Akdeniz, Ege balığı olmalı. Marmara'nın dip balıklarını lütfen tüketmeyiniz.
-Kanola yağı kızartma için en uygun yağdır. Onun dışında birinci seçeneğimiz zeytinyağdır. Memleketimizin iftihar edebileceği yağdır. Fındıkyağı da tercih edilebilir.
-Çocuklarımız fastfood türü yiyecekleri 15 günde bir yiyebilirler. Ama haftada 3 kez yedikleri takdirde beyin tümörlerinde, lenfomalarda ve lösemilerde 3 kat artış gözükecektir. Çocuklarımıza arada bir verebiliriz. Ama dışarıdaki yiyeceklerin nasıl kızartıldığını bilmiyorsunuz. Ona göre hareket edin.
-Çocuklara meyve ve yoğurdu bol yedirelim. Ancak yoğurdu prebiyotik ve ev yoğurdu olarak kullanalım. Yoğurdunuzu evde yapın. Peynir ve çökelek fazla miktarda yiyin. Keçi peyniri çok faydalıdır.
-Çocuklarımızı beyaz un, beyaz şeker ve tuzdan koruyalım.
-Belki tuzcular üzülecekler ama Konya'ya akan kanalizasyonlar ve kirletici sularla, Türkiye'nin en büyük tuzunu karşılayan Tuz Gölü'müz maalesef torbaların içinde çok iyi steril edilmedikleri takdirde bize kanseri ufak ufak taşıyorlar. Bu nedenle kaya tuzunu tercih edin. Yani turşu kurduğunuz tuzu çekin ve çok az miktarda kullanın. Çünkü tuz da kanserojendir.
-Amerika'daki çocukların tombul olmasının sebebi her şeye şeker katmalarıdır. Ucuz beslenmedir.
-En faydalı gıdalardan birisi cevizdir. Daha sonra fındık ve bademdir. Ayçiçeği açık alın. İşlemden geçmemiş olacak, kavurup yiyebilirsiniz. Ama fındık, ceviz gibi yiyecekleri kabuklu alın. Çünkü içine böceklenmesin diye ilaç sıkılmaktadır. Sonsuz faydaları olan yiyeceklerdir. Günde bir avuç muhakkak tüketiniz.
-Elma dünyanın en faydalı gıdalarından birisidir.
-Plastik, bakır, alüminyum kap kullanılmamalı. Porselen, cam ve çelik kullanın. Meyveleri de bu tür kaplarda yıkayın. Bunların içine litresine göre 9-10 çorba kaşığı elma sirkesi atın. Aşağı yukarı yarım saat bekletin. Sonra tekrar yıkamayın. Tekrar mikrop alır.
-Meyvelerin üzerine parlak görünmesi için mum sürülüyor. Bunları hakiki zeytinyağlı sabundan geçirdikten sonra elma sirkeli sudan geçirin. Ya da elma sirkesi ile ovun. Meyveyi kabuğuyla tüketin eğer sterilse.
-Lahana, marul gibi yiyeceklerin ilk dört kabuğunu çöpe atın. İstediğiniz kadar yıkayın bunların üzerindeki pestisitleri temizleyemezsiniz. Çaresi yok.
-3 ayda bir suyunuzu değiştirin. Çok muhteşem sularımız var ama ne olursa olsun tabiatı rezil ediyoruz. Satın aldığımız sularda az miktarda da olsa kanserojen dozlar karışabilir. Bunlar kontrollü sular ama 3 ayda bir değiştirmek gerekiyor.
-Plastik her yerde zehir. Plastik bardaklar, kaplar, plastik herhangi bir şey... Ben ona girmiyorum bu lafı söylersem yer yerinden oynar. Bu plastikler ev yapımına girdiler. Doğrudan doğruya inşaat malzemesi olarak kullanıyorlar. Çok bilinçli olun, çok iyi markalar kullanın. Bunları söylemem demek Türk ekonomisiyle oynamam demek. Ben insanlara kendimi adadım, onun için kimseden korkmuyorum açık açık söylüyorum.
-Meyva suyu yerine posasıyla tüketin. Biz kanserli hastalara suyunu veriyoruz. Meyve suyuna geçmeyen çok madde posada kalıyor. Bu şekilde kolon ve miğde kanserinden korunmuş oluyorsunuz.
-Bakır, özellikle beyin tümörlerinde ön plana çıkıyor. Çok iyi kalaylı olursa bu etki azalıyor. Ama kulağınıza bakır küpe bile takmayın.
-Çocuklarımızı yeşil plastik sahalarda oynatmayınız. Plastik çimenler sentetiktir ve kanserojen madde alabilirler.
-Havuzların iyi temizlenmesine dikkat ediniz. Ozonla temizlemek en fazladır. Aşırı klorluysa yine kansere hazırlık yapıyorsunuz spor yerine.
-Bütün beyazlatıcılardan kaçınız. Çocuklarımızın kullandığı o pırıl pırıl bembeyaz defterler klorla temizleniyorlar. Bunlarla temizlenmemiş defter kullansınlar. Kullandıkları boyalarda da kanserojen etkisi vardır.
KANSER DALGA DALGA GELİYOR
Prof. Dr. Erkan Topuz, verdiği şu çarpıcı bilgi ise kanserin boyutlarını açıkça ortaya koymaktaydı: "Kanser dalga dalga geliyor. 2020 yılında 20 milyon insan kansere yakalanacak. Ama eğer bunları yaparsak belki bunu 15 milyona indirebiliriz. O yüzden gözümüzü açalım. Bu iş çocukluktan başlıyor. Çocuklarımıza bu terbiyeyi vermek zorundayız. Ailedeki çocuk annesini taklit eder. Anne ne yiyorsa çocuk da onu yer."
Erkan Topuz, yaptığı açıklamalar nedeniyle bir takım sektörleri zor duruma soktuğu eleştirileri için ise, "Benim için insan sağlığı birinci plandadır. Ekonomi ikinci plandadır. Bir insanın kanser olması durumunda devlete ve millete verdiği zarar milyarlarca dolardır. O yüzden dikkatli olduğunuz takdirde ekonomiye de katkınız olur. Aslında ben bunları anlatarak Türkiye'nin ekonomisini de kurtarıyorum farkında değiller" diye konuştu.
